Demir El! / Mustafa Erdoğan
Evli olduğu kocası askerdeyken onu başka bir adamla aldatan ve o vakitlerde çocuğu olmayan bir kadın oyuncuya ‘yılın annesi’ ödülü verilmiş bir memleket bizimkisi. Sıfatlara, pompalanan imajlara kolay kolay kanmam bu yüzden.
Siyaset dünyamızda da bu tarz yakıştırmalara aşinayız değil mi? 1940’larda Robert Kolej’de okumuş bir adama “Karaoğlan/halk çocuğu” dediler mesela. Onun büyük rakibi “fötr şapka” da ‘baba’ namıyla maruftur. “Adamın çocuğu yok ki niye baba demişler” gibi bir safdillik içerisinde değilim, merak etmeyin.
Ama fötr şapka dendiğinde hiç unutamadığım bir olay gelir aklıma. En azından o günden sonra baba yerine daha gerçekçi bir lakap bulunmalıydı derim. Kısaca anlatayım. (daha…)
Hangi cep telefonu şebekesinin çağrı merkeziyle görüşüyordu, tam hatırlamıyorum. Ama dakikalardır bir muhatap bulamadan müzik dinlettikleri çok iyi aklımda.
İlkokula başladığım gün tamam da; ondan öncesinde neler vardı, hayal meyal hatırlıyorum.
Ahım şahım petrol kaynakları yok Suriye’nin. İstihbaratı sağlam tipik diktatoryal bir polis devleti. Ama ordusu, uçuşa yasak bölge ilan edilse muhalif güçlerle baş edemeyecek kadar zayıf. Esad rejiminden doğrudan yana olduğunu söyleyen hemen hemen kimse de kalmadı gibi. (Dışarıda Rusya, içeride CHP bile “Esad değil bizim derdimiz” dedi sonunda)



Mersin’de hunharca katledilen Özgecan Arslan’ın ardından sosyal medyada ‘pembe otobüs/metrobüs’ tartışmaları alevlendi. Konu yine laiklik eksenine kayınca müthiş bir kutuplaşma ortaya çıktı. Tartışmalar sorun çözümünden ziyade, partizanca sloganlar çevresinde şekillendiği için burada yer vermeye değmeyecek. İyisi mi kayda geçmesi için İstanbul uygulamasında kısaca kendi görüşümü belirteyim.
yrun, sizi dinliyorum

‘Para karşılığı yapılan işlerden en kıymetlisi hangisi’ diye sorsalar, ‘gece bekçiliği’ni tek geçerim. Tabii mesleğin sahipleri bunun farkında değil.. Oysa bilmezler, niceleri vardır ki bu işi maddi bir karşılık beklemeden yapar. Evet, geceyi beklemekten söz ediyorum. Beklemek, gündüzün ‘biri gelsin’ diyedir, geceleyinse ‘sevdiğinin yanında olmak’ demektir. ‘Belki destek olmak, belki onu korumak’ için… Gece sadıktır, gündüz gibi önüne gelene mavi boncuk dağıtmaz. Kendini bekleyeni tanır, halinden anlar, kıymet verir. Yorgunsan sana, “yat, uyu” bile der. Bir anne gibi başucunda bekler. Şafak sökene kadar kimsenin rahatsız etmesine de izin vermez.