Pembe Değil, Pozitif Metrobüs / Mustafa Erdoğan Mersin’de hunharca katledilen Özgecan Arslan’ın ardından sosyal medyada ‘pembe otobüs/metrobüs’ tartışmaları alevlendi. Konu yine laiklik eksenine kayınca müthiş bir kutuplaşma ortaya çıktı. Tartışmalar sorun çözümünden ziyade, partizanca sloganlar çevresinde şekillendiği için burada yer vermeye değmeyecek. İyisi mi kayda geçmesi için İstanbul uygulamasında kısaca kendi görüşümü belirteyim.

Trafiğin eziyete, toplu taşımanın zulme dönüştüğü bu büyük kentte ana ulaşım ağları çok zayıftır. Dolayısıyla kısa mesafeli taşımalarla sıkça bağlantı verilir. Bu nedenle mezkûr düzende otobüslerde böyle bir ayrıma gidilmesi fiilen anlamlı olmayacaktır. Zamanın en kıymetli şey olduğu kentte olası bir talimat, uygulamada çok fazla geçerlilik kazanamayacaktır.

İstanbul’da son 6 yılda hayatımıza giren ve kısa sürede popülerlik kazanan metrobüsteyse durum farklı. Metrobüs ulaşımında öyle anlar oluyor ki dakikada 2-3 sefer gerçekleştirilebiliyor. Ancak İstanbulluların çok iyi bildiği üzere metrobüse binmek bir güç mücadelesidir, savaşmanız gerekir. Yapmanız gereken önce kapının olduğu yere girmek için birkaç kişiyi itmeniz, sonra kapı açıldığındaysa oturabilmek veya yer bulabilmek için tüm gücünüzle ileri atılmanızdır. Bu arada önünüze yaşlı, çocuk, kadın ya da bir engelli gelmişse fark etmeden/ederek ezersiniz. Tuzu kuru olmayan her İstanbullu bu sahnelere en azından ayda birkaç kere şahitlik etmektedir. Benim önerim  taciz vakalarının engellenmesi için pembe metrobüsler konması değil. Ama benzer bir şekilde adını ‘pozitif metrobüs’ koyduğum bir uygulama öneriyorum.

Neden ‘pozitif’? Literatürde (kabaca) ‘dezavantajı bulunanlara ilave haklar sağlamak suretiyle adaleti sağlamak anlamına  gelen’ pozitif ayrımcılıktan, esinlendim (Affirmative action/positive action/positive discrimination) Eşitlik ve özgürlük derseniz, herkesi eşit ve özgür bıraktığımızda kas gücü fazla ve bedensel hacmi büyük olan erkekler avantaj sağlıyor. Yaşlılar (60+),çocuklar(12-), kadınlar ve engelliler bu yarışta ‘dezavantajlı’ durumda. Eşitlik ve özgürlüğü, kardeşleri olan adaletle bir araya getirmezsek bu insanlar diğerlerinden daha fazla eziyet görmeye devam edecek. Peki bunu gidermek için ne yapmalıyız?

İETT yetkilileriyle yaptığım görüşmede metrobüsün zaten kapasitesinin çok üzerinde yolcu taşıdığı özellikle talebin zirve (peak) yaptığı saatlerde ilave sefer koyma imkanlarının kalmadığını belirttiler. Kalıcı bir çözüm için bahse konu hattın raylı ulaşıma dönüştürülmesi gerektiği ama bunun için de Boğaziçi Köprüsü geçişinin ve yüksek maliyetin şimdilik engel olduğunu da ilave ettiler.

Görünen o ki, yakın gelecekte bu sorunun çözümü için geçici tedbirler almak gerekecek. Önerim olan ‘pozitif metrobüs’ün özelliklerine geçeyim. Rengi çok fazla tartışma konusu olduğu için pembe olmasın bir kere 🙂 Onun dışında toplam seferlerin %10’u (10 seferden biri) bu araçlarla yapılsın. Bu araçlara yalnızca yaşlı (60+), çocuk(12-), kadınlar ve engellilerin binebileceği kuralı koyulsun. Geriye kalan %90 sefer de yine herkese açık olsun. (Zaten bahsettiğim dezavantajlı kitle metrobüse binenlerin yarısından çoğunu oluşturuyor. %10’luk kota yetmez) Bu yolla ne elde etmiş olacağız?

  1. Dezavantajlı kitle 10 seferden birine bile olsa yetişkin erkek gücüyle mücadele etmeden binme şansı elde edecek.
  2. Bu metrobüs kullananlarda mezkûr kitlenin ‘kayırılması gerektiği’ şeklinde bir algı oluşturacak ve ortak kullanımda olan metrobüslerde bu hususa daha fazla dikkat edilecektir.
  3. ‘Pozitif metrobüsü’ kullanmayan kadınların kötü yaftalanmasına yol açar mı bu durum? Bir kere metrobüsler, cinsiyete göre değil dezavantaja göre ayrılmış olacak, ayrıca %90 sefer karma olduğu için kadınların çoğu karma metrobüsü kullanmaya devam edilecek. Bir tecrit edilmişlik hali yaşanmayacak.

Bahsettiğim önlem ve alacağımız diğer önlemler, dezavantajı olanların adalet takdiri içerisine ilave haklar almasına yönelik olmalı. Yoksa kadını tecrit edecek, ötekileştirecek önlemlerin (köylerde, Güneydoğuda yaşanan örnekler ortada) işe yaramayacağı aşikârdır.

Çok uzattım ama pekişmesi için bir örnekle daha ekleyeyim. Geçen ay yüksek lisans devre arkadaşlarımızla bir yemekteydim. Sonradan gelen bir kadın arkadaşımız, oldukça büyük olan otoparkın arka taraflarına park etmiş ve ortalık çok tenha olduğu için korkusundan o sırada masada olan bize telefon açtı. Yukarı çıkana kadar telefonda ‘bizimle konuşuyormuş’ gibi yaptı. Örneğin böyle bir sorun için de AVM’lerde engellilere ayrılan otopark yeri benzeri kapı önünde kadınlar için (kısıtlı da olsa) kota ayrılabilir.

Hepimizin bazı alanlarda avantajı ya da dezavantajı var; bu çok da normal. Mutlak eşitlik-müsavat ve sınırsız özgürlük-hürriyet teoride bunlara güzel çözümler getirse de, adalet olmadığı sürece pratikte hiç bir karşılığı olmuyor.

Bir an olsun kabuklarımızı kıralım ve adalet üzere konuşalım…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s