MİT, CIA, MOSSAD ÜÇGENİNDE ŞEYTANLAŞTIRMA OPERASYONU – HEDEF ADAM HAKAN FİDAN / Mustafa Erdoğan

Fidan_ObamaWall Street Journal‘da Türkiye’nin istihbarat şefi Hakan Fidan üzerine yayımlanan makale, hem Türkiye’de hem de uluslararası basında bir dizi tartışmayı ateşledi. 10 Ekim tarihli makalede, Fidan‘ın Başbakan Erdoğan’a yakınlığına ve PKK ile diyalog kurulması ve ‘Arap Baharı’ süreci gibi dönemeçlerde oynadığı kritik role vurgu yapılıyordu. Wall Street Journal’daki makalenin yankısı Türk kamuoyunda tartışılmaya devam ederken, ABD’nin önde gelen gazetelerinden Washington Post‘ta, Türk istihbaratının İsrail gizli servisi için çalışan 10 İranlıyı Tahran yönetimine ihbar ettiğine ilişkin bir makale yayımlandı. Makalenin altındaki imza tanıdıktı: İsrail Cumhurbaşkanı Peres ile Başbakan Erdoğan arasında 2009’da yaşanan Davos Krizi’nde moderatör rolünde olan David Ignatius.” (1)

Türkiye kamuoyu aslında Fidan için yapılan bu tür haberlere alışkındı. Fidan göreve geleli henüz 3 ay olmuşken, 2010 yılında İsrail eski başbakanlarından ve dönemin hem İşçi Partisi lideri hem de kabinenin Savunma Bakanı Ehud Barak, İsrail Ordu Radyosu tarafından yayımlanan açıklamalarında “müttefik Türkiye’nin istibarat teşkilatının başına ‘İRAN DOSTU’ bir ismin getirilmesinin üzüntüyle karşılandığını” belirtmişti. (2)

Bu olayın benzeri ne Türkiye-İsrail ilişkilerinde ne de diplomatik teamüllerde daha önce görülmemişti. Bir ülkenin bakanı başka bir ülkenin ‘bürokrat’ı için açıklama yapmazdı/yapamazdı. Hem değerlendirmek için de erken denebilecek bir süredir görevdeydi. Ancak İsrail devleti Fidan’ı daha önce yakından tanıma fırsatı bulmuştu. Fidan daha önce TİKA başkanlığı, HAMAS-İsrail barış görüşmeleri arabulucu heyet üyeliği, İran’ın nükleer çalışmalarının irdelendiği toplantılarda ise Türkiye şerpası görevlerinde bulunmuştu. (İsrail’in hoşnutsuzluğu Fidan’dan da önce mevcuttu. MOSSAD’a ait olduğu yalanlanmayan DEBKA File adlı internet sitesinde Başdanışman görevindeyken Ahmet Davutoğlu için dezenformasyon çalışmaları yürütülmüştü. Ancak o dönem hem TSK hem de MİT, Davutoğlu politikaları etkisinde değildi. İsrail, Fidan için kampanya yaparken bile nefretinin odağına Davutoğlu’nu yerleştirmiştir. Yukarıda bahsedilen görevlerin tümüne Hakan Fidan, Davutoğlu tarafından getirilmişti. HAMAS-İsrail arabuluculuk heyeti başkanı Davutoğlu, Fidan’ı da bu görüşmelere bizzat kendisi almıştı. Hatta Davutoğlu bir ara başbakana gidip, siyaseti bırakıp üniversiteye hoca olarak dönmek istediğini söylediğinde yerine gelecek kişi olarak Hakan Fidan’ı önermiş; kendisine bilgi aktarımına başlamıştı. Ancak bilindiği üzere Erdoğan, bu istifayı kabul etmemekle kalmayıp, Davutoğlu’nu Dışişleri Bakanlığı’na getirmişti.)

Tüm bu geçmiş gelişmeler sebebiyle Washington Post makalesiyle zirveye çıkan istihbarat operasyonunun ardında kim olduğunu ararken, çoğu kimse pek zorlanmadan İsrail’i suçladı. Hatta kabineden ve AKP’den bazı isimlerde İsrail karşıtı açıklamalarda bulundu. Türk kamuoyu da şaşkınlık içerisindeydi. Türlü komplo teorileri de ortaya atıldı. ABD ve İsrail devlet görevlileri teker teker açıklama yapıp, bu olayın arkasında kendilerinin bulunmadığını açıkladılar. Peki kimdi bu operasyonu yürüten? Ve gerçek manada bu operasyonunun yürütülme amacı neydi?

Analize başlamadan (Hakan Fidan ve Ahmet Davutoğlu nefretinden yüzde yüz emin olduğum) İsrail’in bu dezenformasyon çalışmasında payı olmadığını düşündüğümü söyleyeyim. Tüm bu olayların arkasında, İsrail-Türkiye gerginliği göz önündeyken başladıkları flörtü aşka dönüştürmeye çalışan iki başka ülkenin olduğunu düşünüyorum.

Sonuca ulaşmamı sağlayan metodoloji, istihbarat olaylarını kimin gerçekleştirdiğine en kolay, çıkan sonucun “kim(ler)in lehine olumlu sonuç doğuracağını tahmin etmekle ulaşılacağı önermesidir. Yaşanan gelişmeler ışığında, bu operasyonun en fazla bölgede ortaya çıkan ‘yeni aşk’a yarayacağını öne sürüyorum.

Bahsedeceğim yasak/yeni aşkın taraflarından biri ABD ve yapılan bu operasyonu ABD devleti içinden bir kesimin (CIA ya da Pentagon) tetiklediğini düşünüyorum. 

1. soru: Bu operasyon için ABD, neden Hakan Fidan’ı hedef seçti?

Erdoğan biraz da devlet içinde kendine çıkarılan engelleri bertaraf etmek amacıyla, birçok kritik konuya birden bakan ‘SÜPER DANIŞMANLAR‘ atadı. 2003 sonrasının gri kardinalleri diyebileceğimiz bu isimler (önem sırasına göre) Ahmet Davutoğlu, Hakan Fidan ve İbrahim Kalın’dır. Davutoğlu sonradan Dışişleri Bakanı olsa da bu üç isim her türlü unvandan azade olarak, kritik konularda devlet için mutfakta yemeği hazırlayan isimler oldu. 2009 sonrası TSK etkisinin siyaseten azalması ve 2010 yılında MİT’in başına Fidan’ın getirilmesiyle mutfakta pişen yemeğin servis edilmesi için de önemli bir fırsat yakalanmış oldu. Bu isimler de, ‘devlet tarihinde süregelen büyük dünya güçlerinin kanatları altında korumalı siyaset‘i bırakıp, kendi belirledikleri parametreler ışığında yeni bir siyasi kuvve teşekkül etme çabasına girdiler. Özetle Fidan’ın hedef seçilmesinin sebebi herkesin söylediği gibi MİT müsteşarı olması değil; tam tersine bir istihbarat başkanından çok fazlası olmasıdır. (Yukarıda sıraladığım görevlere ilaveten, Mısır-Suriye’de Erdoğan’ın baştemsilcisi ve Kürt sorununu müzakere eden kişi  olmasından ve Erdoğan’ın “SIR KÜPÜ” tanımlamasından da bahsetmemiz gerekiyor. Özetle Davutoğlu dışındaki diğer  tüm bakanlardan daha etkin bir figürle karşı karşıyayız)

2. soru: Bu operasyonun gerçek amacı ve vermek istediği mesaj ne?

Yukarıda bahsedilenlerin yanı sıra ABD, başladığı yeni yasak aşkı rahatça ilerletebilmesi için tüm dünyanın ama özellikle Batı ve İsrail gözünde yeni bir Türkiye imajına ihtiyaç duydu. 

Mahir Kaynak’ın dediği gibi, “yapmak istedikleri Fidan’ı tasfiye etmek değil, hükümeti, özellikle başbakanı, müttefiklerinden aldığı bilgileri ya kendi isteğiyle ya da Müsteşarının kendi inisiyatifiyle bir hasma aktarıldığını söyleyerek ve hatta Başbakan bunu bilmiyorsa bile öğrendikten sonra gereğini yapmayarak dostlarına karşı olumsuz davrandığı intibaını yaratmaktır..” (3) 

Özetle Fidan aracılığıyla verilmek istenen mesaj: “Ey İsrail, Batı ve ABD kamuoyu, Türkiye  farklı yerlere kaymaya başladı, başlarına buyruk adımlar atıyor. O yüzden Türkiye’ye olan aşkımızı hiç değilse gözden geçirmenin zamanı gelmedi mi?”

3. soru: Yasak aşk deyip duruyorsun. Bu aşkın taraflarından biri ABD ise, diğeri kimdir?

‘Yasak aşk’ bir benzetme sadece ama yeni doğan bu aşkın taraflarından biri ABD diğeri İRAN’sa ‘cuk’ oturan bir benzetme.

Evet ABD, İran’la olan ilişkilerinde paradigma değişikliğine gitti. Bu paradigma değişikliği ABD devletinin/bürokrasisinin en kilit noktalarında oturan ona yakın kişinin görevlerinden olmasına yol açtı. Gerçek bir ‘derin devlet’e sahip olan ABD’de göreve gelen bu yeni ekip, Arap Baharı’nın da etkisiyle bölgede sünni ülkelerden oluşan ABD müttefiki ülkelerini sorgulamaya başladı ve istedikleri politikayı İran başta olmak üzere Şii ekseniyle de gerçekleştirebileceklerini düşünmeye başladılar. Hem sünni blokun en önemli ülkesi Türkiye iyice bağımsız politikalar gütmeye başlamış hatta intihar anlamına gelecek şekilde Amerikan savunma sanayiinin (açıkçası silah tacirleri) önünü kesecek adımlar atmaya başlamıştı. (Son açıklanan Çin’den alınacağı söylenen hava savunma sistemi bunun zirve noktası oldu).

Ancak İran’la yakınlaşmak ABD için hiç kolay olmayacaktı. En başta İsrail ve Yahudi lobisi olmak üzere Suud ve Körfez Bölgesi Arap devletlerinin bunu ABD’nin burnundan getireceği aşikardı. ABD ilk adımı İsrail ve Yahudi lobisini ikna etmek üzere attı. ABD onlara “siz haklıymışsınız, Türkiye şirazeden çıktı. Devlet sırlarınızı satan bir ülke konumuna geldi. Yıllarca düşman bellediğiniz İran! bile bundan iyi aslında” mesajı verdi. (Suudi Arabistan da ABD&İran yakınlaşmasını tepkiyle karşıladı. BM Konseyi’ni protesto ettiler. ABD’nin Suriye’yi vurmayıp, Şii eksenini desteklemesini ihanet olarak değerlendirdiler. Ancak, Suud’u ve diğer tüm Arap diktatörlerini CIA eliyle artık 1. tehlikenin İran/Şia etkisi değil AKP/İhvan çizgisi olduğuna ikna ettiler. Türkiye bu yolla sünni blok içindeki gücünü de yitirdi. Detayları başka bir yazının konusu olur. Buranın bütünlüğünü bozmadan devam edelim) 

4. soru: ABD derin devletinde bir değişim yaşandı dedin? Yaşanan kadro değişiminden ve sebebinden biraz daha bahseder misin?

ABD’nin içindeki bir kanat, Arap Uyanışı’nın görüldüğü diğer  ülkerdeki gelişmelere paralel olarak Suriye’de yaşanacak bir gelişmenin, kontrolünde tuttuğu petrol kaynaklarının selameti için kendi gözetiminde gerçekleşmesinin anlamlı olacağını düşündü. Muhalefetin siyasi duruşundan ötürü  Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin gerekli mali yardımın çoğunu da karşılayacağını biliyordu. Böylece kendisine büyük bir mali yük gelmeyecekti. Ayrıca tüm bu ülkeler, kendisiyle ittifak içerisindeydi. Bu minvalde, İsrail’den gelen sesleri yumuşatarak, Suriye’de bu transformansyonu sağlayacaklarını düşünüyorlardı. En önemli dayanakları da Mısır’a bile laiklik çağrısı yapan Başbakan R.Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye idi. Türkiye eliyle yaşanacak bir geçişte Suriye, ABD’nin Akdeniz’deki stratejisini güçlendirecek ve İslamı da Türkiye modeli ölçüsünde devlete yansıtacaktı.

Amerikan devleti içindeki diğer kanatsa son dönemde Türkiye’nin Amerikan savunma sanayii ve finans(enerji) kapitalini karşısına alan, kendi bölgesel politikalarına ağırlık veren yeni siyasetinden kuşkulanmaya başlamışlardı. Arap Uyanışı ile beraber, demokrasinin gelmesiyle bu ülkeler daha Batılı olmak yerine İslami demokratik yönetimleri iş başına getiriyordu. Bunlarsa İsrail ve ABD’nin bir süre bölge politikalarının sorgulanmasına yol açacaktı.

Ayrıca devlet içindeki bu diğer kanat Suriye’de en başından beri, Esad sonrası “İslamcılar”ın iktidarını kesin olarak görüyorlardı. Mısır’da iktidara gelen İhvan AB(D) güdümüne girmek yerine Türkiye’deki AKP modelini taklit etmeye başlamıştı. Türkiye modeli Tunus, Fas, Filistin gibi diğer birçok ülkeye de ilham vermişti. Bundan güç alan Türkiye Batı çizgisi dışına daha fazla çıkarak sesini yükseltmeye başladı. Oysa büyük güçlerin 2. Dünya Savaşı sonrası kurduğu Ortadoğu’ya has bir bölgesel denge mekanizması vardı:

Filmi geriye saralım… 2.Dünya Savaşı bitmişti. Soğuk Savaş yıllarının güç dengeleri yeni yeni oluşmaktaydı. Sovyetler, Türkiye’den Kars, Ardahan ve Boğazlar’da üs isterken; İran’dan da kuzeydeki verimli petrol yataklarını talep etmişti. Bu olayların da tetiklemesiyle Ortadoğu’nun 2 büyük devleti İran ve Türkiye, 2. Dünya Savaşı sonrasında kendilerine kucak açan ABD’ye koşmuştur. İran, Şah rejimiyle; Türkiye’de çok partili rejimle Batı ile bütünleşmeye çalışmıştır. Yakın tarihte olduğu gibi Batı 3 büyük ülkeden, 2′sini sistem içine çekmiş, diğerini dışarıda bırakmıştır. Bu yıllarda sistem içi ülkeler İran ve Türkiye; sistem dışı kalansa Mısır’dı. (İran Devrimi sonrası Tahran, sistem dışına çıkacak; Kahire, Mübarek rejimiyle Batı sistemine entegre olacaktı.)

A kategorisindeki 3 büyük ülkeden sonra B kategorisindeki 2. üç büyük ülke de benzeri bir dağılım sergilemişti. O yıllarda Suriye ve Suudi Arabistan, Mısır gibi daha bağımsızlık yanlısı politikalar izlerken; Irak, ABD-İngiltere(Türkiye-İran) paktına dahil olmuştu.

Meşhur bir laf vardır:”Ortadoğu’da 4 kişi yaşar. Biri Türkiye’de, biri Mısır’da biri de İran’da (kalan da diğerlerinden birinde)”. Bölgenin egemen gücü olan bu 3 ülke son 100 senedir, aynı anda Batı karşıtı olmadılar. Bu yönde çabalar olduysa da hep askeri darbelerle önlenmiştir. Batı dünyası bu 3′lüden 2′sini yanına alıp, birini dışarıda bırakır. 79 öncesi 1 no’lu ABD müttefiki İran sistem dışına çıkınca Mısır ve Türkiye sisteme dahil oldu.  Batı yıllarca her iki ülkeyi(Türkiye ve Mısır) de asker eliyle sistem içinde tuttu. Ancak değişen dünyada, halkın taleplerine karşılık verebilmek amacıyla her iki ülkede de yükselen İslami tabanlı hareketlere Batı değerleriyle barışık bir dönüşüm şansı verdi. Bu hedeften uzaklaştıkça kafasına vurdu. 

Gelinen noktada Mursi iktidarıyla hem İran hem Mısır Batı sistemi dışına çıkmış; Türkiye de artık Batı’dan onay almaksızın bölgesel politikalar geliştiriyordu. Bu noktada bunun böyle devam edemeyeceğini düşünen ABD devleti içinde bir grup darbe yaptı. Bir yıl içinde kurgulanan operasyonlarla eski ekibi tasfiye ettiler.

Libya’da bir Selefi’nin ABD Büyükelçisi’ni öldürmesiyle 1. Kanadın (Hillary Clinton, David Howell Petraeus, Leon Panetta) politikaları hem devlet hem de Amerikan halkı nezdinde sorgulanır oldu. ABD toplumunda “Ortadoğu’dan gelen sıkıntılar yeter havası” egemen oldu. Başkan Obama’da 2. dönemi için dünya üretim dengesinin ve ekonomik gücünün kaydığı Pasifik(Asya)’yı kendine hedef seçmişti. Bu gelişmeleri fırsat bilen karşı kanat tarafından, büyükelçi cinayetiyle önce Hillary Clinton “topal ördek” konumuna düşürüldü (yerine John Kerry geldi). Daha sonra “klasik bir seks skandalıyla” CIA Başkanı Petraeus istifaya zorlandı. CIA’nin başkanlığına en başından beri “Suriye muhalefetine silah verirsek, İslamcıların eline geçer. Başımıza bela olurlar” söylemindeki (işkenceleriyle maruf, İran aşığı, CIA eski Suudi Arabistan Şefi) Brennan getirildi. Savunma Bakanı Leon Panetta önce perde arkasına çekildi; şimdi de yerine Chuck Hagel atandı.

Değişim bu kadarla kalmadı: Milli Güvenlik Danışmanı değişti. (ABD’nin tepe istihbarat merkezi) NSA’nın Başkanı ve İç Güvenlik Bakanı istifa etti. Yerlerine yapılacak atamalar bekleniyor.

Ayrıca Hazar’dan Akdeniz’e İran(Şii ekseni) politikaları ABD politikalarıyla da uyuşuyor. ABD, Türkiye’nin hilafına Irak’ta Maliki’yi sünnilere yeğ tutuyor; Suriye’deyse Esad’ı İslamcılara karşı ehven-i şer olarak görüyor.

Kısacası Ortadoğu’da uluslararası denge yeniden kuruldu. Mısır’da darbe yaptırılarak Mısır, Batı güdümüne yeniden girdi. Şimdiyse Türkiye-İran arasında yeni bir denge kuruluyor. Türkiye Batı’dan bağımsız ne kadar adım atarsa, İran o denli Batı’ya yaklaştırılacak. (İran, Batı’ya yarım yaklaşırsa, dengenin kalan yarısı kurulacak Kürdistan’la sağlanacak) (2013’teki Obama -Ruhani yaklaşması şimdilik sadece başlangıç) Bu sebeple Türkiye, ipleri iyice gererse ABD-İran ittifakı  bir sürpriz değil (Şaşırmayın! Bölgede ABD ve İsrail’in 1 numaralı müttefiki 79 öncesi İran’dı). 

Kartlar yeniden karılıyor ve Türkiye bu sefer operasyonun tam göbeğinde. Bakalım, önümüzdeki günler neler getirecek..

-@megdorano-

(1) http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/131024_canli_hakan_fidan.shtml

(2) http://www.haaretz.com/news/diplomacy-defense/turkey-summons-israel-s-ambassador-over-barak-s-remarks-on-spy-chief-1.305757

(3) http://haber.stargazete.com/yazar/mite-operasyon/yazi-798579

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s