SURİYE’YE DAİR : 7- Esad Sonrası Korkunun Adı: İslam /Mustafa Erdoğan

Ahım şahım petrol kaynakları yok Suriye’nin. İstihbaratı sağlam tipik diktatoryal bir polis devleti. Ama ordusu, uçuşa yasak bölge ilan edilse muhalif güçlerle baş edemeyecek kadar zayıf. Esad rejiminden doğrudan yana olduğunu söyleyen hemen hemen kimse de kalmadı gibi. (Dışarıda Rusya, içeride CHP bile “Esad değil bizim derdimiz” dedi sonunda)

Peki nedir on binlerce insanı öldüren bu rejimi ayakta tutan?

Bu sorunun cevabı “Esad gitsin; ama ….” söyleminde gizli. Çünkü Esad sonrası iktidarın aşağı yukarı nasıl şekilleneceği ortaya çıktı. En son Suriye muhalefetinin başına getirilen Muaz El-Hatip dahil, muhalefetin belkemiğini oluşturuan İslamcı/İhvan’ül Müslimin(Müslüman Kardeşler) tandanslı gruptan herhangi biri, Suriye’nin iç barışını sağlayacak bir lider olsa da, AB(D),İsrail, Rusya, Çin vs.. kısacası tüm başat dünya güçlerinin dış politikaları açısından doğru bir lider olarak görülmemektedir.

Kabaca dünya devletlerine egemen olan görüş, “Muaz el Hatip’in de liderliği sağlamasıyla, Türkiye-Suriye-Filistin-Mısır ve hatta tüm Kuzey Afrika’yı bir Müslüman Kardeşler(İhvan’ül Müslimin) rüzgarı kaplayacak” şeklinde. (İran da bunu kendine tehdit olarak algılıyor ve Esad sonrası başa geçecek “Sünni iktidarın” Akdenize uzanan Şii hilalini keseceğini düşünüyor. Bu yüzden Suriye halkının katledilmesine en büyük desteği verenlerin başında geliyor. Ayrıca Arap diktatörleri her ne kadar Suriye halkını desteklese de İhvan çizgisinin kendi iktidarlarına tehdit görüyor ve uzun vadede hasım olacaklarını biliyorlar).

Bu kabulun yanlış olmadığını düşünerek, İslami hassasiyetleri yüksek bölgenin dünya düzeninde nasıl bir değişiklik yapacağına ve dünya ülkelerinin niçin Suriye halkını yalnız bıraktığına bakalım…

Bir kere bu hareketin ilk ve kolayca bir araya geleceği zeminin Filistin meselesi olduğunu görmek için alim olmaya gerek yok. Öyleyse İsrail’in yıllardır Golan Tepeleri için tek kurşun atmayan, bağırıp çağırmaktan başka bir tehdidi bulunmayan Esad rejimi yerine, Suriye halkının demokratik seçimlerle iş başına getireceği iktidarı tercih etmesi için bir neden yok. İsrail’i karşı cephenin başına yazabiliriz. (Sonuncusu 30 Ocak 2013’te olmak üzere, İsrail’in Suriye’yi defalarca bombalaması ve pseudo Esad‘ın(kolpa aslan) buna hiç tepki göstermemesi çok ilginç değil mi? Ayrıca bu olayın Suriye muhalefetinde yarattığı kırılma da dikkate değer!)

Akdeniz’deki tek deniz üssü Suriye’de(Tartus) olan ve bu ülkeye hatrı sayılır bir silah satışı gerçekleştiren Rusya’nın Esad rejiminin gitmesiyle daha buna benzer kaybedeceği çok fazla askeri ve ekonomik konu var. Ayrıca istikrara kavuşmuş bir Suriye-Irak dünya enerji hatlarında büyük bir değişikliğe yol açacağı gibi (yeni düzende Suudi’lerin ve Katar’ın petrol/doğalgaz kaynakları kolayca Doğu Akdeniz’e getirilecek) Rusya’nın Almanya’dan sonra 2. sırada gelen büyük müşterisi Türkiye’yi de kaybetmesine yol açacak. Ancak tüm bunların ötesinde Rusya’nın rüyalarını kaçıran Levant ve Mezopotamya’da oluşan İslamcı yönetimlerin kendi ülkesine özellikle Kuzey Kafkasya’ya sıçrama riskidir. Dağıstan, Çeçenya, İguşya ve diğer tüm Kafkas halklarının orta vadede bu rüzgardan etkilenmeyeceğini düşünmek gerçekten de abes olur. Bölgeye ekonomik olarak yaklaşamasa da, Rusya’nın eteklerine yapışıp Ortadoğu’ya bakan Çin’in de benzer nedenlerden ötürü Rusya gibi düşündüğünü varsaymamız yanlış olmayacaktır. (Rusya’da, Suriye’deki kadar Müslüman bulunmakta, Çin’de(Doğu Türkistan’da) 35 milyon Müslüman Türk yaşamakta).

Gelelim (Çin’i yamacına almış) Rusya ile danışıklı dövüş içerisinde Ortadoğu’yu paylaşan, (Avrupa’yı yamacına almış) ABD’ye… 20 sene sonra bile olsa bugünlerde ABD’nin Suriye politikası etrafında neler döndüğünü öğrenmek isterim. Çünkü Amerikan derin devletine kırılma yaşatan bir olay oldu bu Suriye meselesi. (ABD’de de derin devlet var mı demeyin. İran, Türkiye gibi ülkelerde ortaya saçılmış olanlara sığ devlet denir ancak. Devletin derinliği, kendini derinlerde muhafaza eden kurumlarla ölüçülür).

ABD’nin içindeki bir kanat, Arap Uyanışı’nın görüldüğü diğer  ülkerdeki gelişmelere paralel olarak Suriye’de yaşanacak bir gelişmenin, kontrolünde tuttuğu petrol kaynaklarının selameti için kendi gözetiminde gerçekleşmesinin anlamlı olacağını düşündü. Muhalefetin siyasi duruşundan ötürü Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin gerekli mali yardımın çoğunu da karşılayacağını biliyordu. Böylece kendisine büyük bir mali yük gelmeyecekti. Ayrıca tüm bu ülkeler, kendisiyle ittifak içerisindeydi. Bu minvalde, İsrail’den gelen sesleri yumuşatarak, Suriye’de bu transformansyonu sağlayacaklarını düşünüyorlardı. En önemli dayanakları da Mısır’a bile laiklik çağrısı yapan Başbakan R.Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye idi. Türkiye eliyle yaşanacak bir geçişte Suriye, ABD’nin Akdeniz’deki stratejisini güçlendirecek ve İslamı da Türkiye modeli ölçüsünde devlete yansıtacaktı.

Amerikan devleti içindeki diğer kanat en başından beri, Esad sonrası “İslamcılar”ın iktidarını kesin olarak görüyorlardı. Aynı zamanda bu İsrail’in köşeye sıkışması anlamına gelecekti. Yahudi lobisinin de arkaladığı bu kanat, birinci kanadın politikalarına ayak diredi, hatta yeri geldi taş koydu.  Birinci kanada Suriye muhalefetindeki İslamcı liderleri göstererek yaptıkları baskılar, sonuç verdi.

Hillary, meramını Davutoğlu’na anlatınca harekete geçildi. ABD başta olmak üzere bir çok Esad karşıtını ‘ürküten’ Suriye Ulusal Konseyi’nin İslamcılardan oluşan lider kadrosunda makyajlamaya gidildi. Bir Hristiyan, bir Kürt lider getirdiler Konsey’in başına. Ama Türkiye’nin desteğiyle yapılan bu hareketler yeterli karşılığı bulamadı. ABD’nin sözde daha geniş muhalif yelpazeyi gösterme, özde İslamcı vitrinden biraz olsun sıyrılma kaygısıyla başlattığı girişim sonucu Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Milli Koalisyonu kuruldu. Maalesef! Suriyeli’ler yine ABD’nin istediği seçimi tam yapamadılar. Suriye Ulusal Konseyi’nin de içinde bulunduğu bu konseyin başına Ahmet Muaz El Hatip getirildi. Eski bir imam olan Muaz’ın, “Kürtler, Hristiyanlar, Müslümanlar için, tüm Suriye için özgürlük” şeklinde özetlenebilecek barışçıl ve kapsayıcı bir söylemi var. Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun büyük katkı sağladığı(açık olmak gerekirse mimarlığını yaptığı) bu seçim de ABD’yi tam olarak kesmedi. (Hatip’in göreve gelmesinde Körfez’deki müttefiklerinin bastırmasıyla ABD’nin de mutabakatı alındı)

Bu iki kanat arasında yaşanan çekişmeler Amerikan devletinin güvenilirliğini de zedeledi. Özellikle Türkiye ve Fransa ABD seçimleri sonrasında Obama’dan Suriye’ye müdahale beklerken Amerikan derin devletinin yapacağı hamleyi düşünemediler.

Libya’da bir Selefi’nin ABD Büyükelçisi’ni öldürmesiyle 1. Kanadın(Hillary Clinton, David Howell Petraeus, Leon Panetta) politikaları hem devlet hem de Amerikan halkı nezdinde sorgulanır oldu. Ne var ki; Hillary‘nin Davutoğlu‘na verdiği, CIA şeflerinin de Gaziantep otellerinde Suriye muhalefetine verdiği (özellikle silah tedariki ve Ürdün&Kilis sınırında tampon bölge kurulmasına dair) destek sözleri  hiçbir zaman yerini bulmadı.

ABD toplumunda “Ortadoğu’dan gelen sıkıntılar yeter havası” egemen oldu. Başkan Obama’da 2. dönemi için dünya üretim dengesinin ve ekonomik gücünün kaydığı Pasifik(Asya)’yı kendine hedef seçmişti. Bu gelişmeleri fırsat bilen karşı kanat tarafından, büyükelçi cinayetiyle önce Hillary Clinton “topal ördek” konumuna düşürüldü(yerine John Kerry geldi). Daha sonra “klasik bir seks skandalıyla” CIA Başkanı Petraeus istifaya zorlandı. CIA’nin başkanlığına en başından beri “Suriye muhalefetine silah verirsek, İslamcıların eline geçer. Başımıza bela olurlar” söylemindeki (işkenceleriyle maruf) Brennan getirildi. Savunma Bakanı Leon Panetta önce perde arkasına çekildi; şimdi de yerine Chuck Hagel atandı. Yeni ekip Suriye’de Esad’ın devrilmesinin ancak İslamcıların siyasi ve askeri olarak güçlenmeden gerçekleşmesine destek verecektir. Bu yolda ölecek onbinler de çok umurlarında olmayacaktır

Artık Suriye muhalefetinin ve Türkiye’nin işi daha zor. Ya dünyayı Esad sonrasında gelecek yönetimin “fazla İslamcı” olmadığına ikna edecekler; ya da ABD ve Rusya’nın siyasi literatüre “Afganistanlaştırma” olarak soktuğu, ülkeye her yönden tecavüz edilmesine şahitlik edecekler.

İslam dünyası için acı ama son derece gerçek bir durum. Ama ağlamak veya karalar bağlamaktan fazlasını yapabilmeli.

*Devam edecek.

SURİYE’YE DAİR : 1-Kimlik ve Mezhep Farklılıkları/Mustafa ERDOĞAN
SURİYE’YE DAİR : 2-Osmanlı’nın Elinden Çıkışı ve Fransız Mandası Dönemi/Mustafa ERDOĞAN
SURİYE’YE DAİR : 3-Soğuk Savaş Sonrası, Hafız Esad Darbesi/Mustafa ERDOĞAN
SURİYE’YE DAİR : 4- Hafız Esad Dönemi/Mustafa ERDOĞAN
SURİYE’YE DAİR : 5- Son Nefeste Doktora Emanet: Beşşar Esad Dönemi/Mustafa ERDOĞAN
SURİYE’YE DAİR : 6- Jeostrateji Tahterevallisi Üstünde / Mustafa ERDOĞAN
SURİYE’YE DAİR : 7- Esad Sonrası Korkunun Adı: İslam / Mustafa Erdoğan

Reklamlar

2 responses »

  1. selcukM dedi ki:

    2016’daki başkanlık seçimlerinden sonra ABD’nin tutumunda bir değişiklik olur mu? Mesela Hillary Clinton seçimleri kazanırsa, durumun Türkiye lehine dönme ihtimali var mı?

    • derhaber dedi ki:

      Amerikan devlet politikasinda buyuk kirilma icin cumhuriyetcilerin iktidarini daha anlamli buluyorum. Kaldi ki mevcut politikalarin devami da yuksek ihtimalli.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s