Başörtüsü ve Önyargı / Mustafa ERDOĞAN
İnsan bazen ilkesel olarak karşı olduğu işleri yapmak zorunda kalır. Maalesef bu yazı da onlardan biri. İçimde büyük bir huzursuzluk var;  yine de yazmadan edemiyorum. (Kadın sorunlarının dahi erkekler eliyle ancak gündeme gelmesi bana çok utandırıcı geliyor). Konumuz başörtüsü ve ön yargı. Konuyu empati yapmadan, sadece olgular üzerinden açıklamaya çalışacağım.

20’li yıllara baktığınızda Cumhuriyet’in ilk first lady’si Latife Hanım da başörtülüydü. Ondan sonra gelen Mevhibe İnönü ve Reşide Bayar da. Latife Hanım Mustafa Kemal Paşa’dan boşanana kadar kamuya açık tüm fotoğraflarda başı örtülüydü. Mevhibe İnönü, İsmet Paşa’nın tüm ısrarlarına karşın Lozan görüşmelerine gittiklerinde bile başını açmamıştı. Cumhuriyet kurulduktan sonra da böyle devam etti. Ta ki, 1927 yılında M.Kemal’in kendisi bekar olduğu için, başbakanlık konutunda verilmesini istediği baloya kadar.

Mevhibe İnönü ilk defa o baloya başı açık çıkar ve M.Kemal’in eline bir öpücük kondurması iltifatına mazhar olur.  Dönemin İş Bankası Genel Müdürü Celal Bayar’ın eşi Reşide Bayar baloya başı kapalı biçimde katılınca M.Kemal, “başınızı açmayacak mısınız hanımefendi” diye sorar. Kadın tepkisiz durunca, Celal Bayar “müsaade buyurunuz efendim, açacaktır” diyerek durumu kotarmıştır. (Anlatılanların kanıtı İsmet Paşa’nın torunu (CHP milletvekili) Gülsün Bilgehan Toker’in “Mevhibe” isimli kitabıdır.)

Görüyoruz ki, Cumhuriyet kurucu elitleri dahi bir başını açma dayatmasıyla karşı karşıyaymış. Bu minvalde kadınlarla ilgili bir kanun çıkarmasa da bu dayatmanın bizzat M.Kemal Paşa eliyle yapıldığı ve arzulandığı çok açıktır. Kısacası çıkışı itibarıyla cumhuriyetin başörtüsü sorunsalı “açtırmak” üzerine zuhur etmiştir.

Daha sonraları Özal’ın, Ekrem Pakdemirli’ye “bana bile takunyalı diyorlar. Senin eşin başörtülü, başbakan olsan neler demezler” lafları, Semra Özal’la birlikte, eşi başörtüsü kullanan (Cemil Çiçek, Mehmet Keçeciler vs.) milletvekilleriyle uzlaşı halinde boneyi getirmesi, bu kayıkçı kavgasının süregeldiğini bize göstermektedir.

Türk filmlerini ve dizilerini ezberleyecek kadar çok izlemiş olan ben, nedense başörtülü bir bireyin köylü, varoş ve kapıcı karısı dışında rollerde gördüğümü hatırlamıyorum. Cumhuriyet öğretmen, başörtülüler cahil halk paradigması sadece sinemalarda kalmamış toplumsal hayata da nüfuz etmiştir maalesef. Yıllar sonra eğitim hakkını daha fazla talep eder olduklarında ikna odaları kurulmuş, polis eliyle üniversite kapılarında başlarından sürüklenmişlerdir (28 Şubat dönemi medyasına bir göz atmanız yeter). Hatırlarsanız, başörtülü kadınların eğitim hakkı için yıllarca mütedeyyinlerin oyunu almış Nurlu lider Demirel, “onlar da gitsin Suudi Arabistan’da okusun” diyebilmişti. Bu adama muhafazakar seçmen “baba” diye hitap ediyordu. Oysa muhafazakar gelenekte “kızlarını” “gözünde daha kötü olan bir yere yollamak” yoktur. Yollayana da baba değil, başka bir şey denir! (Siz anladınız onu).

Yine 28 Şubat’ta pavyonda çalışan bir kadın bizzat devlet eliyle başı kapatılarak, tarikat şeyhinin müridi yapılmış. Sonra görüntüleri medyaya servis edilerek post-modern darbenin en önemli dayanaklarından biri haline getirilmiştir( Müslüm Gündüz- Fadime Şahin olayı).

Çok değil 2007’de Gül, karısı başörtülü diye cumhurbaşkanı yapılmadı bu ülkede. Bu uğurda yargının, ordunun, medyanın yapmadığı müptezellik kalmadı. Somut kanıt istiyorduk değil mi? Yargının “367 kararı”, ordunun “27 Nisan e-muhtırası”, medyanın amiral gemisinin “411 el kaosa kalktı” manşeti, yeter sanırım!

Gül’den önce Erdoğan’ın Köşk’e çıkacağı konuşulurken neler denmiştir sizce?

Cunta lideri Kenan Evren ve MGK eski genel sekreteri Tuncer Kılınç:”Başbakan eşinin başını açsın Köşk’e çıksın” deyince Erdoğan, bu yöndeki açıklamalara tepkisini “Biz bu yola eşimle birlikte girdik. Birileri, Allah göstermesin; ‘eşinizin başını açın’ diyor. Bizden birileri kimlik değişimi istiyor. Bu siyasi kimlik zaafıdır. Biz bu zaafı göstermeyiz. Biz halkımızı aldatamayız. Ne aldatan, ne aldanan olacağız. Halkımızın karşısına nasıl çıktıysak bugün de öyleyiz” diye cevap vermişti.

Sonraları askerler, Gül’ü ve Erdoğan’ı ideolojik olarak boykot etseler (böyle bir hakları yok tabii) biraz anlardım. Ancak sırf başbakanın ve cumhurbaşkanının başörtülü eşi bir toplantıya, davete geldi diye defalarca boykot ettiler. Kadınların ruh halini size bırakıyorum.

Örneklerden de açıkça görülüyor ki; (Gramsciyen bakış açısıyla) devlet hem baskı unsurları (silahlı unusurlar) eliyle hem de ikna edici unsurları (yargı ve eğitim sistemi) eliyle “başörtüsünü çıkarmayı” amaçlamıştır. Bu ülkede başörtüsü konusu hem toplumsal  tabanda hem de siyasi arenada hiç bir zaman özgürlükler açısından ele alınmamıştır. (Oysa Bakunin’in dediği gibi “insan, ancak kendisi kadar özgür insanların arasında gerçekten özgür olur“)

Sanırım bu somut makro örneklerinin ardından 90 kuşağı dahi, devletin “başörtüsünü açma” takıntısı konusunda bir fikre varmıştır. Tam tersi bir durumun olduğu iddia edilir zaman zaman, oysa sistematik biçimde yapılan bu dayatmanın  milyonda biri karşılık olarak yapılsa, hiç şüpheniz olmasın askeri müdahele nedeni olarak açıklanır, ertesi gün ordu yönetime el koyardı.

5 sene önce başörtülü derse girilir ya da girilmez diye bu ülkede akademisyenler ikiye ayrılıp, bildiri yayımlamıştı. Şaka gibi geliyor ama gerçek. İşin matrağı bir grup entelektüel (Ahmet İnsel, Mehmet Altan, Cengiz Çandar, Fuat Keyman vs.) 3. grup olarak ortaya çıkmıştı. 3. grubun dediklerinin özeti şuydu. “Ya aslında üniversitede başörtülü okunmasına karşı değiliz de ülkeyi çok gerdiniz; bu hakkı biraz zamana yayarak alırsınız. Şimdilik bu dayatmanın yanında değiliz.” Bu ülkenin (çoğu eski Marksiste sözde neo) liberalleri de maalesef başörtüsü konusunda sınıfta kalmıştır, gördüğünüz üzere. Ancak tam da bu adamlar Gezi Protestoları için direniş çağrısı yapmaktan geri kalmamıştır. Ağaç ve demokratik talepleri için meydana çıkanları desteklemelerinde sorun  yok da, bu adamların eğitim hakkı gibi temel bir özgürlük konusunda bu kadınların üniversiteye girmelerini neden bir özgürlük mücadelesi olarak görmediklerini anlayanınız var mı?

Bugün arada olaylar yaşansa da üniversitede başörtülü eğitim alınabiliyor. Ancak hala başörtülüler yeteri kadar eşit değil. Örneğin, devlet memuru, milletvekili olamazlar. Örneğin avukat olarak duruşmaya giremiyorlar, üniversitede akademisyen olamıyorlar. Hepsini geçtim devletten korkan özel sektör başörtülü kadın istihdamına soğuk bakıyor. Kısıtlı olarak istihdam edenler de maaş, terfi vs. gibi konularda fazlaca seslerinin yükselmesine izin vermiyor.

Başörtülü kadınlarla empati yapmaya çalışmak da bir o kadar sakil bir üslup. Bu konu hakkında (@bedevi_hamsi) güzel bir twit atmıştı: “Bi de bana türbanlı kardesim demeyin. Ben sana başı açık kardeşim mi diyorum”. Olay bu kadar net aslında. Ancak hala asırlık öğretmen üslubu (Bunları bir şekilde “eğiteceğiz”)( gerçekten hem “eğip” hem de sisteme “itmek” istiyorlar) devam ediyor.

Tüm bu olanlara karşılık hala olanları endişeli modern kavramıyla açıklamaya kalkışanlar var. Hem mütedeyyin hem de “endişeli modern ailelerde” başı kapalı/açık ayrımının ne kadar keskin olduğuna bakalım.

Öncelikle bir soru: AK Parti içinde en ortodoks/koyu muhafazakar isim kimdir? Çok zorlanmazsınız sanırım. Bir zamanlar laik kesimin “canavar” ilan ettiği Bülent Arınç ilk akla gelenlerdendir. Aşağıdaki fotoğraf oğlunun nikahına ait.

Bülent Arınç ailesine başı açık bir gelmesini sorun etmiyor gördüğünüz üzere (etmemesi normal olan tabii ki). Peki size sormak istiyorum. Kaç tane laik aile kızının başını kapatmasını ya da oğlunun başörtülü biriyle evlenmesini normal karşılar?

Aşağıdaki fotoğraf da Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın kızının nikahına ait. Hatırlayın Haşim Kılıç’ın başörtülü eşinin toplantılara girişi çıkışı gazetelere manşet olurdu. Onun da kızı başını örtmüyor. (kendi tercihi babasını ilgilendirmez tabii ki)

Kimsenin başını açıp kapaması, kimin kimle evlendiği umrumda değil. Açıkçası bu fotoğraflar da medyaya yansıdığı için kullandım. Benzeri birçok fotoğrafı bulabilirsiniz. Amacım muhafazakar toplum tabanında başörtülü/başı açık ayrımının sanıldığı kadar keskin ve kapmplaştırıcı olmadığını söylemek. Ancak başkasının başını kapatmasından “endişelenen modernler”in toplumsal tabanında bu işi özgürlüğe bırakacak bir yapı göremiyorum. Dediğim gibi gidip başörtülü biriyle evlensinler gibi bir derdim yok. Yalnızca “ötekileştirme”nin hangi tarafta baskın olduğunu bir kez de bu yolla göstermek gerekiyor.

Ayrıca didaktik öğretmen üslubuyla toplumu dönüştürmeye çalışanlara laf anlatmak için biraz sakil de olsa böylesi somut kanıtlar ve biraz didaktik bir üsluba ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Kafalarında oluşturdukları kamplaşmadan kendisi endişelenen bir grup ve hala mağduriyeti devam eden diğer bir grup var. Sesi çıkan, feryad-ı figan edenlerse mağdurlar olarak gözükmüyor. Sizce bu işte bir gariplik yok mu?

Baki’nin dizeleriyle bitireyim:

“”Kahr-ı dehr ile olur bülbül guraba hem-nişin. Yine feryadı gurab eyler, garabet bundadır.” (Kader bülbülle kargayı aynı yuvaya düşürmüş. Yine de şikayetçi karganın sesi yüksek çıkmış)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s