Özyönetim, Anarşizm & Doğrudan Demokrasi / Mustafa Erdoğan

Demokrasi sonrası süreci anlamamız için demokrasi sürecini özümseyip analiz etmemiz gerekmektedir. Demokrasiyi ve demokrasi sürecindeki yöneten – yönetilen ilişkisini belirleyip bunu demokrasi sonrası kavramı adına üretilen alternatiflerle kıyaslamalıyız.
Bu çalışmada demokrasi ve post-demokrasi adı altında demokrasi sonrası kavramıyla oluşturulmaya çalışılan düşüncelere bakıp, demokrasiye karşı, post-demokrasi olarak adlandırılabilecek iki önemli alternatiften bahsedeceğim: Anarşizm ve doğrudan demokrasi.
Demokrasi Nedir?
Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir.
Her ideolojinin kendine has bir demokrasi yorumu vardır: Sosyal demokrasi, liberal demokrasi, muhafazakâr demokrasi vs… Ancak, günümüzde demokrasi olarak adlandırılabileceğimiz ne varsa liberalizmle ilintili olduğunu da kabul etmeliyiz. Demokrasinin, 2. Dünya Savaşı sonrası galip ülkelerin elinde yükselmesi de liberal politikalara ve ekonomik uygulamalara sahip ülkeler tarafından dünya gündemine konması da bu ilişkiyi bize anlatmaktadır.

Zaten demokrasi sürecine alternatif arayışları da demokrasi dönemini liberal ve neo – liberal politikaların ürünü olarak görüp ona yeni bir boyut kazandırılmak için çıkmıştır. Yani 2. Dünya Savaşı sonrasından, Soğuk Savaş’ın bitimine oradan da günümüze kadar olan dönemde demokrasi kavramını liberal politikaların elinde kaldığı varsayılmıştır. Alternatif yaklaşımlar (post-demokrasi adı altında) öne sürülürken, üretilen alternatifler demokrasinin liberalizmle olan bağına karşı çıkmıştır. Örneğin post-demokrasi teorisyenleri demokrasinin sunduğu katılım süreci kolaylığının liberal politikalar sonucunda sadece güç sahipleri tarafından halk adına kullanılarak bozulduğunu ifade etmektedirler. Ayrıca emek-sermaye ilişkisindeki adaletsizliğin de temsil hakkının adilane bir şekilde kullanılmasını engellediğini söylemişlerdir.
Şimdi kullanılış biçimlerine göre demokrasi çeşitlerine bakalım:
1.Doğrudan Demokrasi
Doğrudan demokrasi, kanunların bizzat halk tarafından yapılmasını ve kamu gücüne ilişkin kararların bizzat halk tarafından alınmasını ifade eder. Bu uygulamada halk kararlarda birebir söz sahibidir. Oyçokluğu ile alınan kararlarda halk temsilciler aracılığıyla değil, direkt kendisi söz sahibidir. Demokrasinin en yalın ve en basit şekli olan bu yöntem halk iradesinin yansıtılmasının en etkin yoludur. Burada, en büyük sorun karar alma sürecinin birçok aşamasının olması ve halkın gündelik işleri dolayısıyla sürekli katılmasının zorluğudur. Ayrıca, halkın doğrudan karar vermesi en doğru kararın verileceği anlamını taşımaz. Burada oluşan sonuç millet iradesinin en iyi şekilde yansıtılmasıdır.

2.Yarıdoğrudan Demokrasi
Halkın temsilcilerinin yanı sıra, bazı konularda halkoyuna da başvurulmasını öngören bir sistemdir. Burada vurgulanmak istenen de halkın gündelik işlerine devam etmesi ancak toplum kaderine etki edebilecek olaylarda referandum yoluyla halkın görüşünün sorulmasıdır. Bu şekilde halkın karar verme sürecinden sıkılmasının ve bilgi bombardımanına uğramasının da önüne geçilecektir. Buradaki sorunda, referandum sürecinin maliyetli ve siyasi istismara çok açık olduğudur. Sürekli referandum, yöneticilerin halk nazarında etkisini yitirmesine yol açacaktır.

3.Temsili Demokrasi
Ülkemizde ve birçok ülkede, milli egemenlik anlayışının bir sonucu olarak temsili demokrasi uygulanmaktadır. Buna göre halk, egemenliğini seçtiği temsilcileri aracılığıyla kullanacaktır. Milletvekilleri tüm milletin temsilcisi olarak yasa yapmaktadır.

En yaygın ve en pratik demokrasi uygulamasıdır. Son bin yıllık süreci ele aldığımızda, özellikle de Magna Carta sonrasından beri uygulanan demokrasi denemeleri çoğunlukla bu yolla olmuştur. Halk gündelik işlerine, kişisel eğlencesine zaman ayırmak istemesi dolayısıyla bu yöntemi benimsemiştir. Bu yöntemle belirli periyotlarla halk kendisini temsil etsin diye seçtiği yöneticileri meclise yollamakta ve sürenin bitiminde tekrar seçerek ya da seçmeyerek denetimi de kendisi yapmıştır. İnsanlara daha fazla vakit ayırma şansı tanıyan bu yönteminde sakıncaları vardır. Nedir bu sakıncalar? Birincisi, temsilci temsil ettiği toplumun görüşünü ne kadar yansıtabilir. Yansıtsa bile toplum içi görüş farklılıkları nasıl vurgulanacaktır. Ayrıca, seçilen temsilciler bazen tekliflerle seçildiği görüşe taban tabana zıt oluşumların içinde yer almaktadırlar. Burada insan faktörü yüzünden temsilde haksızlıklar oluşacağı da görülmektedir. Tüm bunların yanında halk birkaç yıllığına seçtiği temsilciden o süre dolamadan memnun kalmazsa, bunu bir yaptırıma dönüştürememektedir. Örneğin 4 yıllığına seçilen bir milletvekilinden 4 ay sonra memnun kalınmaması halinde yapılacak şey nedir? Temsili demokrasi bu konuya tam anlamıyla cevap verememektedir.

Doğrudan Demokrasinin Yeniden Doğuşu

Bu üç kullanım şeklinden görebileceğimiz üzere en sağlıklısı doğrudan demokrasidir. Ancak fiziki imkânsızlıklar toplumları diğer yollara başvurmak zorunda bırakmıştır. Bununla birlikte, gelişen teknoloji sürecinde doğrudan demokrasi uygulamalarının uzak olduğunu söylemek komik kaçacaktır. Yüzyılı aşkın bir süreçtir doğrudan demokrasinin en önemli uygulaması kantonlar aracılığıyla İsviçre’de görülüyor. Parlamenter demokrasinin vazgeçilmez öğeleri olan meclis ve konseyler de bulunduğundan kimi zaman bu sistem yarı-doğrudan sistem olarak da adlandırılır. İsviçre doğrudan demokrasisinin federal düzeydeki araçları halkın hakları denilen anayasal girişim ve referandumdur. Federal bir yasaya karşı sekiz kanton birleşerek de referandum isteğinde bulunabilir.
Doğrudan demokrasiyi anlatırken Antik Yunandan ve Atina kent yönetiminden de bahsetmemiz gerekmektedir. Yalnız bir başlangıç olarak doğrudan demokrasi uygulaması için adlandırılan Atina’nın çağdaş anlamda bir demokrasi olmadığını söylememiz gerekmektedir. Kadın, yabancı ve kölelerin oy hakkı olmadığı bu sistem bu noktalarda eksik olarak nitelendirilmektedir. Ancak kadınlara oy hakkının modern Batı ülkeleri için dahi bir asır civarı bir mazisi olduğunu düşündüğümüzde yine de önemini görmekteyiz. Atina, tarihsel koşullara göre değerlendirildiğinde doğrudan demokrasiye ilham veren kaynaktır diyebiliriz.
Bildiğimiz tüm temsili demokrasi örneklerinde temsilciler seçildiği toplumu birebir yansıtamamaktadır. Çünkü insan doğası gereği temsilcinin tek tek adına temsil görevi yürüttüğü bireyleri temsil etmesi zordur. Siyasi partilerin temsili demokrasisiyle de bu uygulama farklı türde götürülemez. Atina demokrasisi ise, bugünkü “demokrasi” algımızın benimsemekte zorlanacağı şekilde, belirli bir örneklem içerisinden kurayla belirlenenlerin temsiline dayanmaktadır. Atina demokrasisinde yöneticiler kurayla geldiği için, herhangi bir kişisel niteliğin göz önünde bulundurulmadığını da söyleyebiliriz. Tam anlamıyla yöneticiler rastgele seçilmektedir. Bu yolla bir eşitlik ve adalet sağlanmaktadır.

Demokratik Anarşizm ve Özyönetim
Doğrudan demokrasi tartışmaları ve demokrasi sonrası tartışması yapılırken, üretilen alternatiflerin en büyüğü olan demokratik anarşizmden bahsetmemek olmaz. Anarşizmin oybirliğiyle karar verme ilkesi alternatif arayışları içerisinde doğrudan demokrasiye en fazla karşılık verebilecek söylem ve eylem bütünüdür.
Anarşizm popüler kültürdeki sokak isyankarlığı ya da lümpen taşkınlıkları olarak ele alınabilir mi? Tabii ki hayır. Gündelik söylemde anarşizmin bu şekilde yer almasının nedeni bir anlamda dezenformasyondur. Anarşizm kavramından, toplumsal düzeni ve sistemi tahrip edeceğinden duyulan korkular topluma bir şekilde anarşizmin bozgunculuk ve Vandalizm şeklinde yansıtılmasına yol açmıştır. Anarşizm, bırakın bu lümpen tepkileriyle karşılaştırılmayı, sosyalizm, liberalizm gibi düşünsel temelli ideolojilere dahi eleştirel bakabilen, onların bir aşama sonrasını kurgulayan bir ideolojidir.
Özyönetim
Nedir özyönetim? Anarşistlere göre :”Yeni bir umut için yeni bir dilin ilk kelimelerinden özyönetim, tıpkı diğer benzerleri gibi: özdisiplin, özörgütlenme (taban demokrasisi), özeylem (doğrudan eylem) vs. Liberal olmadan özgürlükçü, devletçi olmadan devrimci olmanın ilkeleri bunlar.” demişlerdir.
Liberalizmle özdeşleşmiş demokrasiyi, özgürlüğü sosyal adalet kavramına adapte etme çabası olarak da görebiliriz. Bir başka deyişle liberalizmden teorik olarak özgürlük çerçevesinde tanımlanmış demokrasiyi, lider kültürü ve hegemonyal güçlerden sıyırarak bilimsel sosyalizme entegre etme çabasıdır. Liberalizmin özgürlükçü temsil kabiliyetini, sosyalizmin eşitlik temelli yargısına, kazandırma olarak da adlandırabiliriz.
Özyönetim, temsil kabiliyetini eşitlik, adalet ve özgürlük kavramlarıyla optimize etme çabasıdır. Burada organizasyonun ondan yararlananlar tarafından, hiçbir baskı altında kalmadan adil bir şekilde yönetilmesini anlıyoruz. Bu yönetim okul, mahalle için olabileceği gibi fabrika ve türevi tüm kurum ve kuruluşlarda da olabilir. Özyönetim yöneten yönetilen ilişkilerine tamamen başka bir perspektiften bakmaktır. İdare için sürekli başta bir güç bulunması, diğer yönetici kademelerinin hiyerarşik bir düzende dizilmesi organizasyona militarist düzene yakın bir üst ast ilişkisi katıyor. Yöneten yönetilene hizmet ettiği düşüncesini, onu yönlendirdiği düşüncesiyle, karıştırmaktadır.
Özyönetim Deneyimleri
Örnek olarak, Haziran 1969’da Alpagut Linyit İşletmelerinin 786 maden işçisi tarafından ele geçirilişi ve Nisan 1970’te Günterm Kazan Fabrikasının 80 işçi tarafından yönetilmeye başlanması verilebilir.
Bu örneklerden de anlayacağımız üzere özyönetim, devletsiz, otorite baskısı olmayan bir yönetim isteyen insanların bin yıllar öncesi doğrudan demokrasiye dönüşüdür. Sadece devlet-vatandaş ekseninde değil her tür yöneten yönetilen ilişkisi için düşünmek gerekmektedir. Üniversite idaresi, fabrika idaresi, mahalle idaresi de özyönetim ilkesi gereği uygulanabilir. Burada son yıllarda katılımcı demokrasi denilerek vurgulanmak istenen türün özyönetim olmadığını da belirtmeliyiz. Özyönetim ilkesel olarak üstün hegemonik bir güç tarafından verilen bir hak değil, kazanılmış bir haktır.
Yukarıdaki örneklerde haklarını alamadıklarını iddia eden çalışanlar yönetime el koyup, eşit bir şekilde yönetime açmışlardır. Ancak burada devlet erki özyönetim ilkesinden ya da yerel yapılanmadan çok uzak olduğu için çok da bir anlam ifade etmemektedir. Sonuçta devlet baskıcı gücünü kullanarak jandarma eliyle eyleme son vermiştir. Ya da 80 öncesi Fatsa’da görülen Terzi Fikri örneğinde olduğu gibi kaynakların adil bir şekilde dağıtılmadığına hükmeden halk ( karaborsacılık), el koyduğu ürünleri alıp, reel fiyatını da aldığı yere bırakmıştır. Yerel konseyler kurularak atılan her adım o meclisten geçirilmek suretiyle kamuoyuna dayandırılmıştır.
Anarşizm ve Temsili Demokrasi
Anarşistler için birey temsili, temsilciler eliyle kullanılamaz. Çünkü bunun bir aşamadan sonra egemen güçlerine eline geçeceğini ve sözde halk temsili görünürken egemen güçlerin hem de bu şekilde hiçbir tepkiyle karşılaşmadan kontrol altında tutulacağını düşünmektedirler. Temsili demokrasi perdesi önünde bulunduğu sürece, temsilcileri kontrol eden güçler hem halk tepkisini engellemiş hem de sistemi rahatça kontrol edecektir. Anarşistlere göre; Rousseau’nun halka ait genel iradenin devredilmezliğinden söz ettiği, “Ne olursa olsun, bir ulus kendine temsilciler seçer seçmez, özgürlüğünü de, varlığını da yitirmiş olur.”
Sonuç
Günümüzdeki alternatif demokrasi arayışları, küresel kapitalizm karşıtı anarşist praksisinin karar alma yöntemine ilişkin tercihinden de beslenmektedir. Bu şekilde post- demokrasi sürecinin en büyük aktörünün anarşizm, en büyük sorunsalının da yöneten-yönetilen ilişkisi olacağı aşikârdır. Bu düzenlenecek olan ilişkinin dengesinin tam anlamıyla kurulması da eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarının yerli yerine oturtulmasıyla olacaktır. Herkesin farklı bir şekilde yorumladığı bu üç kavramı mutlak halk egemenliğine dayandırarak yorumlamak post-demokrasi sürecinin en büyük çabası olacak gibi gözükmektedir.

Kaynakça
http://www.anarkismo.net/article/5089
http://tr.wikipedia.org/wiki/Demokrasi
• (Der.) Sam Dolgoff, Bakunin, (Çev. Cemal Atila), Kaos Yayınları, İstanbul, 1998, s. 229-233.
• Mutlu Dulkadir, Demokrasinin Ötesinde, 2008
• Alaeddin Şenel, Siyasal Düşünceler Tarihi, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara, 2004, s. 119.
• tr.wikipedia.org/wiki/İsviçre
http://www.aof.anadolu.edu.tr/kitap/iOLTP/2293/unite04.pdf,

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s