Hikayeler /1-Mariyya… / Mustafa Erdoğan

Lizbon2Gün ağarıyordu.

Üzerindeki ince yorganı bir hamlede kaldırarak, yataktan doğruldu. Oysa hiç adeti değildi böyle ani kalkışlar. Genç adamı uyandırmak için telefonun alarmı beş dakika arayla en az üç dört kez çalardı. Ama bu sefer, gözlerini hiç açmamasına rağmen handiyse bütün bir geceyi uykusuz geçirmişti.

Bu adam için, Hukuk Fakültesi’ndeki heyecanlı konuşmalarına şahit arkadaşlarından tutun, ailesine, komşularına kadar herkes “geveze” derdi. Ama bugün yapacağı konuşma farklıydı sanki. Cümleleri bir türlü toparlayamıyor, nasıl konuşacağını bilemiyordu.

“Cansever‘den, Süreya‘dan bir şeyler mi araklasam” diye düşündü.  Başkaları için farklılık arz eden şiir, onların arkadaşlıklarında etkileyici, ama sıradan bir ritüeldi. Hem oturup şiiri analiz etmeye kalkardı da, işin büyüsü kaçardı.

Bazen şiir, sırf öylesine okunduğu için güzel olmalıydı. Anlamadan da akışına kapılabilmeliydi insan.

Oysa kadının “şiir”i bildiğinden şüphesi yoktu. Asaf Halet‘in Nurusiyah‘ı hakkında, Beşiktaş’tan Beyazıt’a yürürken yol boyunca neler de anlatmıştı öyle. İki saatte iki satırlık Nurusiyah’tan, Nur-u Muhammedi‘ye nasıl da gelinmişti…

Tamam şiirden vazgeçiyorum, en iyisi bodoslama aşığım sana deyip ardından evlenme teklif etmek” diye düşündü.

Hiçbir şey yemeden kalktı ve çabucak giyindi. Çaylak Sokak‘taki evinden çıkmasıyla Taksim Meydanı’nda kendini bulması bir oldu.

Mart ayında güneşli bir hava vardı. Şanslı günümdeyim diye düşündü. Ofisine gelip, birkaç dosyayı kurcalayarak vakit öldürdü.

Sözleştikleri üzere Kuledibi’ne doğru yürümeye başladı. Kafeye ondan önce gelen kadın, siyah, saçları gibi siyah, dümdüz bir elbise giymişti. Hayran hayran baktı, ona. Sanki hiç bu kadar güzel olmamıştı.

Tanışalı üç yıl olmuştu gerçi ama ilk defa bu kadar heyecanlandığını hissetti. Birden vaz mı geçsem diye düşündü.

Bazen anlatarak, bazense bakışarak… Ama her daim uzun uzun konuşurlardı… Şimdiyse lafa nereden gireceğini bilemiyordu. Kendisinden önce gelen kadına “hoşgeldin” diyerek müthiş bir başlangıç yapmıştı!

Kadının çenesindeki gamze, yüzündeki hande hemen fark edilirdi. Adamın bu halini görünce, daha da belirginleşmişti tabii. Kadın gülümseyerek, “otursana” dedi.

Adam, “hava ne kadar güzel değil mi” diyerek konuya tekrar başlamak istedi.

Kadın, ani bir hamleyle adamın ellerini tuttu ve ” keşke kar yağsa da yine ellerinle yüzümü ısıtsan” dedi.

Karlı bir Aralık günü “üşüyorum” dediğinde iki eliyle kadının yüzünü kavrayıp, şaka yapmak istemişti genç adam. Ama o halde öylece kalakalmışlardı. Beraber oturdukları arkadaşları, müstehzi bir şekilde gülümsemişti de aldırmamışlardı hani.

Lizbon3Lizbon‘daki seminerde beraber çektirdikleri fotoğrafı elleriyle çerçevelemişti. Çantasından onu çıkardı ve uzattı. Cesaretini toplamıştı artık.  “Iııh.. Ben… sana bir şey söyleyeceğim” dedi.

Kadın tekrar adamın ellerini tuttu, bu sefer yüzüne götürdü. “Bekle biraz, konuşma hemen” dedi. Geçen sefer olduğu gibi adamın konuşmamasını istiyordu belki de. İstediği olmuştu. Adam yine tek kelime edemeden tutulmuştu.

Bunca zaman konuştuk. Ama şimdi söyleyeceklerini bana bir mektupla anlatmanı istiyorum” dedi ve adamın ellerini bıraktı. Adam, yarı şaşkın yarı rahatlamış halde “tamam, yarın aynı saatte yine buraya gelelim; mektubu da sana getireyim” dedi.

Genç adam, sınavı ertelenmiş ortaokul çocuğu gibi rahatlamıştı. En çok mutlu oldukları “insanlara hikaye yazma oyunu“na dönüverdiler. Yolda yürürken ya da bir yerde otururken konuşan iki kişiyi aralarında paylaşırlar ve onların ne konuştuklarını tahmin ederler; sonra da yazdıkları senaryolara katıla katıla gülerlerdi. Şimdi de aynı sahneler yaşanıyordu. Herşey eskisi gibiydi artık.

Adam eve döndüğünde, eline gümüş renkli işlemeli kalemi aldı. Normalde bu kalemle  yazmaya kıyamazdı.

Yazmaya başlarken, evlenmenin ağır bir sorumluluk olduğu korkusu çöktü üzerine. Elleri aşkını anlatacakken, zihni başka şeyler söylüyordu sanki. Bu korkuyla defalarca yüzleşmek istemiş ama her defasında kaçarak unutmayı seçmişti. Bu sefer habis bir ur gibi kıvrandırırcasına zihnini sarmaya başlamıştı.

Kendini zorlayarak kalemi kağıdın üzerine bastırdı ve yazmaya başladı.

“Hani, “bana bir şiir yazar mısın?” diye daha önce sormuştun ya. “En güzel aşk şiiri, Karakoç’un Mona Rozası’dır, onun üzerine ne yazılabilir ki” demiştim ben de.

IMG363Kifayetsiz müptezeller onun sırrını da faş ettikten sonra aşk şiirlerinden soğudum ben. Kim bilir belki de aşk kavramından da soğudum. Ama seninle konuşmaktan, beraber gezmekten, gülmekten, hatta ağlamaktan bile büyük zevk alıyorum. Biliyor musun; yüzündeki gamzeye dokunup, gözlerine baktığımda Adriyatik’in kuytu koylarındaki  dupduru sular aklıma geliyor.

Ama tüm bunlar sana aşık olduğumdan mı emin değilim.

Aşk, kontrolsüzce sevmek değil midir? Oysa ben hiçbir zaman kontrolümü kaybetmedim ki.

Ya da evlenmek… Evlenmek, sonsuza kadar bağlılık yemini değil mi? Bense bağlarımı koparıp, kabuklarımı kırmak, ruhumu olabildiğince özgür kılmak istiyorum.”

Bir an durakladı. Yazdıklarına baktı. Dondu kaldı. Ne yazmak için oturmuştu; neler yazıyordu?

Ama kendini bildi bileli böyleydi. Konuşurken, “bazı konularda susmayı” bilirdi ama yazarken asla sınır tanımazdı. “Bu, belki de bana ilahi bir şans oldu” dedi. Hem henüz bir teklifte bulunmamıştı. Onu kırmış da olmayacaktı.

Mektuba devam etti..

“Neyse sana kendi şiirimi yazmayacağım ama Lizbon’da Belem Pastanesi’nde otururken Asaf Halet’den  karşılıklı şiirler okumuştuk hani, hatırladın mı?

Dur hatırlatayım…

MARİYYA

çin kadar uzaklardan
can kadar yakından
sen bir masal kızısın
dün
çinden gelmiştin
bu gün
lizboa’dan

yüzünde tarçın kokusu
gözünde cîn
bir gün buradan gidersin
mariyya

can kadar yakın
çin kadar uzak
lizboa boyalı haritalarda kapanır

bir gün buradan gidersin
mariyya
aynalarda seni ararım
bu şehirde seni ararım
bu dünyada seni ararım
mariyyaaa………

Lizbon1Evet, masal kızısın benim için.. Hayatımdan bir gün çıkıp gidersen, ömrümün sonuna kadar seni bulmak için hem dar-ı dünyada hem de iç dünyamda kazanılması güç savaşlar vereceğimden de şüphem yok.

Ancak Mariyya, (Evet sana Mariyya diyeyim. Mona Roza’yı faş edenler bununla uğraşmazlar nasılsa) … Nasıl diyeyim bilmem ki. En iyisi Çelebi’den devam edeyim…

…………………………………..
ben bir şarkıyım
atlas denizlerinden geldim
önümde dalgalar vardı
arkamda dalgalar 
dalgalar bitince
ben de biterim
…………..

Onun için sana şimdilik sadece “dalgalarımızı kırmayalım, durulmayalım” diyorum. Dalgalanmak istersen de saygı duyacağım, durulup bir limana demirlemek istersen de…

Adam, mektubu bitirdiğinde üstünden büyük bir yük kalkmıştı sanki. Mektubu montunun cebine koyup, hiçbir şey yazmamışçasına televizyonu açtı; maç izlemeye başladı. Sanki yıllar önce annesi onu azarlamış da, sonradan maç izlemesine izin vermiş gibi de mutluydu.

Ertesi gün öğlene doğru uyandı. Dışarı çıkıp, birşeyler atıştırdı. Buluştukları yerde de yiyebilirdi ama hemen karnını doyurmayı tercih etmişti. Buluşma vakti gelince İstiklal Caddesi’nden Tünel’e doğru yürümeye başladı.

Bu sefer kadından önce gelip, masaya oturdu. Birkaç dakika sonra kadın da geldi. Adam, kadının kafasındaki kıpkırmızı örgü bandanayı görünce, kader ağlarını örmeye başlayacak diye arabesk bir kuruntuya kapıldı.

Kadın,”mektubu Kule‘ye (Galata Kulesi) çıkıp okumanı istemeyeceğim; niye bu kadar gerginsin sen” diye gülümseyerek başladı konuşmaya.  Adam da gayri ihtiyari gülümsedi.

Kadını görünce, içi içini yemeye başlamıştı. Acaba yanlış mı yapıyordu? Bir an “mektup yazamadım deyip, herşeyi zamana bırakmalı belki de” diye düşündü.

Birer çay söylediler. Çaylar gelmeden kadın çantasını karıştırdı. Kırmızı bir zarf çıkardı masanın üstüne koydu. Adam, bakakalmıştı. Bu ne diye sordu hemen.

Kadın, “bir sürpriz yapıp ben de sana karşı neler hissediyorsam onları yazmak istedim; haydi şimdi mektupları takas edelim” dedi. “Kısa bir duraksamadan sonra “bu arada içinde bugüne kadar sana söyleyebildiklerim de var; söyleyemediklerim de” diyerek ekleyiverdi.

İkisi de kırmızı zarfa gözlerini dikmiş bakıyordu. Adam merak içerisindeydi. Acaba mektupta neler yazıyordu?

Kadın küçük bir sayfaya yazmıştı:

“Koca adam,

Bütün kadınların hoşuna gidecek bir çok iyi özelliğin var!

Hatta bak, çok defa neden beni seçti diye sorguladığım olmuştur. Sana bunları tek tek sayacak değilim. 

Ama bu mektubu okumayı seçersen, bugüne kadar söyleyemediğim bir şeyi öğrenmeni istiyorum: şunu bil ki evlenmek için doğru kişi değilsin. 

Çünkü sadece bir kadın tarafından beğenilmek ve sevilmekle asla yetinmeyeceksin.

Çünkü bir kadına değil; kadınlığa meftunsun.

Evet iri yarı bir adam görünümündesin ama herkes tarafından beğenilme saplantın yüzünden bir oğlan çocuğundan farkın yok. 

Belki çok acımasız oldu ama gerçekler de böyle değil midir?

Tüm bunları bilmeme rağmen senden vazgeçemiyorum maalesef. Süreya ne demişti aşk için:”Annesinden dayak yediği halde, yine ‘Anne’ diye ağlayan bir çocuk”. Evet aşk, bu çocuktur ve ben sana içimde bu çocuğu birebir yaşayarak sesleniyorum. Evet zehirleyici, siyanür gibi zehirleyici bir tanım bu. Ama bilirsin siyanür de iki zararsız elementten oluşur. Tıpkı sen ve ben gibi ve herşeye rağmen ben bu siyanürü içmeye devam etmek istiyorum.

Eğer bu mektubu okumamayı tercih edersen, gittiği yere kadar bir daha ağzımı asla açmayacağım…”

Adam, kadının gözlerine baktıkça içindeki pişmanlık büyümüş artık mektubu vermekten vazgeçmişti. Ama kendi mektubunu vermezse kadının yazdıklarını da okuyamayacaktı. Eli ayağına dolaştı. Anlık bir cesaretle montunun cebindeki mektubu çıkarıp,  masaya koydu.

Kadın, gülümsedi. “Sana son bir teklif daha” dedi ve devam etti. “İstersen bu iki mektubu da yakıp, dün ellerini tuttuğum yerden devam edebiliriz. Aradaki bir günü de hiç yaşanmamış sayarız. Hem koca hayatta bir gün dediğin nedir ki?”

Adam bu sefer elleriyle kendi yüzünü sıkıca kavradı. Kadının yüzünü tuttuğu zamankinden çok farklı şeyler hissediyordu şimdi.

Bir süre düşündükten sonra ellerini yüzünden çekti ve kadına bakarak…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s