SURİYE’YE DAİR : 6- Jeostrateji Tahterevallisi Üstünde / Mustafa ERDOĞAN

Sallanan ama bir türlü yıkılmayan Esad rejimi, Ulusal Güvenlik Merkezi’ne düzenlenen bombalı saldırının, rejime bu dengenin kerametini kendinden menkul sanmasın diye yapıldığını düşünüyorum. BM’de yapılan yaptırım oylaması tahminler doğrultusunda Çin ve Rusya’nın vetosuyla sonuçlandı. Peki gerçekten bu dengenin bir tarafında AB ve ABD, diğer tarafında Rusya ve Çin mi  var?

Konuyla ilgili Mahir Kaynak şöyle diyor: “Yeni dünya düzeninde iki büyük güç olan ABD ve Rusya arasında zımni bir anlaşma var gibi göründüğünü ve bunların kendilerine rakip olacak iki büyük gücü sınırlandırmak istediklerini ifade ettim. Dünya üzerinde etkin olmaya aday iki güç Avrupa ve Çin’di. Bunları sınırlamak için her ikisinin de dışarıdan temin etmek zorunda oldukları enerji  kaynaklarını ve bunun taşıma yollarını kontrol etmek istediklerini ve bu amaçla enerjiyi iki kalemde ele aldıklarını, doğalgazın Rusya tarafından, petrol kaynakları ve ulaşım yollarının ABD tarafından kontrol edileceğini söyledim. Akdeniz çevresindeki eylemlerin, demokrasi için değil, ABD’nin petrol geçiş yollarını kontrol edebilmesi amacıyla, tahrik edildiğine işaret ettim.”

Tamamına katıldığım bu yorumda geçen “Avrupa” kelimesi fazlasıyla bütünleşik kalmış gibi duruyor. Avrupa’nın geleneksel üç büyüğü İngiltere, Almanya ve Fransa’nın bu jeostratejik oyunda aynı noktadan baktığını söylemek kolay değil. İngiltere, ABD yanlısı politika izlerken; Almanya diğer iki Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi pastadan yine payını almada geç kaldığı için hırslı ama sinirli gözüküyor. Fransa ise, her an bu kanatlardan birine kayacak kadar tutarsız gözüküyor. Fransa’nın bu tutarsızlığını kendi tarafına çekmek isteyen ABD, Kuzey Afrika pazarını (özellikle Libya petrollerini) müttefikleri İngiltere ve Fransa’ya sunarak, yanında yer almaları durumunda “ganimetten faydalanacaklarını” gösterdi.

Burada kritik önemi haiz ülke Almanya. Dünyada en fazla ihracat yapan, en fazla cari fazla veren ülke… Evet yanlış duymadınız, Almanya, Çin’den hala daha fazla ihracat yapıyor ve cari fazla veriyor. Avrupa ülkelerinin girdiği finansal krizin nedeni, Almanya’nın yemeden içmeden para biriktirip bunu da diğerlerine borç vermesi olarak görülebilir. Böylelikle tüm kıta Avrupa’sı Almanya’nın kanatları altında şu sıra. 60 sene önce Nazi ordularıyla Paris’i fetheden Almanya’yı uysallaştırmak için kurulan AB sayesinde şimdi Paris dahil tüm Avrupa (iktisaden) Alman boyunduruğu altına girmiş durumda.

Özetle şu sıra dünyanın 4 büyük gücü var: ABD, Rusya, Çin ve Almanya… Dünyanın ihtiyaç duyduğu üretimi yapan iki çalışkan ülke Almanya ve Çin. Bu ülkeler daha önce değindiğim gibi dünya ihracatında ve cari fazlada ilk iki sırada. Rusya ise bu üretim liginde yok ayrıca, yüksek teknoloji pazarında da geriliyor. Rusya’nın en büyük dayanağı zengin hidrokarbon kaynakları(petrol-doğalgaz) iken bunun yanı sıra toprak büyüklüğü, askeri gücü, jeostratejik önemi ve bu alandaki yeteneği de dünya zirvesinde yer almasına yardımcı oluyor. Kendine yetecek kadar petrol ve doğalgazı olsa da ABD’yi dünya zirvesine oturtan nedenler için, enerji kaynaklarını ve yollarını kontrol etmesini, hala yüksek teknolojide dünyanın en iyisi olmasını ve askeri gücünü sayabiliriz. (Bu arada belirtelim dünyanın en fazla cari açık veren ve en fazla ithalat yapan ülkesi ABD. Tam tersi durumu yaşayan Almanya ve Çin’i övdüğümüz için ABD’yi yermeliyiz değil mi? Maalesef, hayır. ABD her ne kadar cari açık verse de tüm borcu ABD doları cinsinden! Yani kağıt ve mürekkep elinde oldukça basma yetkisi kendinde olan para cinsi… ABD dünyanın hegemonik gücü olduğu sürece, dolar da en geçerli para birimi olacak. Bu devam ettiği müddetçe de ABD asla borçlanmış sayılmayacak).

Tüm bu dengeden de anlayacağımız üzere dünya enerji yolları ABD ve Rusya tarafından tutulmuş durumda. Çin ve Almanya ülkelerinde, petrol ve doğalgaza karşı bir takım önlemler aldı. Çin kullandığı elektriğin %81ini, Almanya % 50’sini kömürden üretiyor örneğin. Ancak Çin ve Almanya kendi ülkeleri için enerji sorununu çözse de dünya dengelerinde söz sahibi olabilmesi için daha fazlasını yapmak zorunda. Çin, Rusya’nın; Almanya ise genel olarak ABD’nin görüşlerini savunarak dünya dengesinde yer alsa da mevcut durum ABD ve Rusya arasında danışıklı dövüşe dönmüş durumda.

Tüm bu sebeplerden Suriye Esadi Krallığı‘nı ayakta tutan emperyalizm dediğimiz şeyin ta kendisidir. Türkiye’de bazı aymazlar Esad’ı, (ve Rusya ve Çin’i) anti-emperyalist görüp bu savaşta Batı’nın karşısında yer alsalar bile, ortada bir anti emperyalist cephe yok.

Petrol ve doğalgaz kaynakları açısından zengin bölgelere bir bakalım… Orta Asya ve Kafkasya Rus kontrolünde, (ortadoğu)Körfez ABD kontrolünde, Kuzey Afrika, Arap Baharıyla ABD şemsiyesi altında AB ülkelerine sunulmuş durumda. Çözülmemiş tek bölge ise Türkiye’nin güney sınırını oluşturan  Mezopotamya&Levant havzası: İran, Irak, Suriye. Bu ülkelerin paylaşılması meselesi yine ABD ve Rusya arasında cereyan etmekte.

Bölgenin üç büyük gücünden ikisi (Türkiye ve Mısır) Batı; İran‘sa Rusya’ya bırakılmış gözükmekte. 2. derece güçlü ülkelerden Suudi Arabistan ABD güdümündeyken, Irak ve Suriye’nin yeri tam olarak belirlenememiştir. ABD işgal sonrası Irak’ı da kendi kanatları altına almış gözükmesine karşın, Rusya İran üzerinden Şii kartını kullanarak hala Irak’taki etkisini sürdürmektedir. (Suud petrol rezervi açısından dünya lideri, Irak ve İran hem doğalgazda hem petrolde dünyada ilk 4’te yer alıyor). Suriye ise mevcut durumda Rusya safında görülmektedir.

Rusya’nın itirazını buradan bakınca kolayca görebiliyoruz. 3’lü güç halkalarından birini muhakkak kendi safına çeken Rusya, bu durumun bir oldu bittiyle ortadan kaldırılmasını kabullenemiyor. Bu yüzden Suriye’nin geleceği Rusya’nın elinde. Rusya başka bir şey almadan Suriye’yi ver(e)mez. Rusya, Esad sonrası bir yönetimin Rus etkisi altına gireceğini kesin görse, Esad’a ilk tekmeyi vuracak ülke olur. Ancak böylesi bir garanti verilecek durumda değil. Ayrıca Batı tarafından Libya işgalinde Rusya’ya birtakım tavizler verileceği garanti edildi. İşgal sonrasıysa bir bardak su içmesi söylendi.

ABD nasıl, Libya’yı müttefikleri Fransa ve İngiltere’ye sunduysa; bir benzerini Türkiye eliyle Irak’ın sünni kesimlerini ve Suriye’yi kontrol altında tutmak için kullanmak isteyecektir. Ancak Türkiye’nin tüm bu kaynaklara doğrudan sahip olup, Batı’nın istediğinden fazla güçlenmesini engellemek içinde elde bir Kürt kartı bulunduruluyor. Bu kartı yeri geldiğinde ABD, Rusya, AB veya İsrail’den biri kullanabilmekte. O yüzden Türkiye’nin Kürt sorununu çözmesi bu kartın diğerlerinin elinden alınması için büyük önemi haizdir. Türkiye maalesef bunda başarılı olamadı. Arap- Türk sınırını Irak’ta kesen Kürt hattının benzeri, Suriye Kürdistanı’nın özerklik kazanması halinde Akdeniz’e kadar uzanmış olacak. Suriye Kürdistanı’nın Irak’takinden en büyük farkı, bölgenin en kuvvetli silahlı Kürt gücü PKK eliyle kurulmuş olması olacak. Bu sebeplerle artık PKK, Türkiye ile müzakereden uzakta, ikinci bir otonom Kürt bölgesini yaratma peşinde. Bunu gerçekleştirirse, Türkiye’nin karşısında masaya yeniden oturduğunda elinin ne kadar güçleneceğini varın, siz düşünün.

Türkiye, PKK oldu-bittisini bertaraf etmek, yeni kurulacak rejimle hızla yakınlaşmak ve bölgesel gücünü pekiştirmek için Esad’ın bir an evvel gitmesini istiyor. Önünde seçimler olmasa müttefiki ABD nezdinde de daha hızlı müdahele için girişimde bulunacağından kimsenin şüphesi yok. Ancak Türkiye tüm bu siyasi çıkarlarına ve manevi bağına karşın, Rusya-İran cephesini ihmal ederse enerji oyununda saf dışı kalacaktır. Bölgedeki strateji savaşının çekirdeğinde yer alan enerji, Türkiye kendi kaynaklarına  sahip olmadığı için aynı zamanda büyük bir zaruret hali de teşkil etmektedir.

Esad rejimi yerine hızla bir geçiş hükümeti kurulmazsa, oluşacak kaos Suriye’nin parçalanmasını ve  dolayısıyla durumun Türkiye’nin yönetemeyeceği kadar sofistike bir hal almasını sağlayacak.

Suriye konusunda doğru bir strateji güttüğünü düşündüğüm Türkiye’nin, sonunda kazançlı çıkabilmek için aklın yanında bolca şansa ihtiyacı var.

Bolca şans çünkü Türkiye, en uzun kara sınırının bulunduğu komşusuna karşı yürüteceği politikaya muhatap olarak dış güçleri buldu.

Bolca şans çünkü Türkiye, komplo teorisyenlerinin söylediği gibi bu dört büyük dünya gücünden taraf ya da onun maşası değil.

Bolca şans çünkü Türkiye,  Suriye politikasında büyük devletlerin arasında sıkışıp kaldı. İsmet Paşa’nın deyimiyle “ayılarla beraber yatağa girmiş durumdadır.”

SURİYE’YE DAİR : 1-Kimlik ve Mezhep Farklılıkları/Mustafa ERDOĞAN
SURİYE’YE DAİR : 2-Osmanlı’nın Elinden Çıkışı ve Fransız Mandası Dönemi/Mustafa ERDOĞAN
SURİYE’YE DAİR : 3-Soğuk Savaş Sonrası, Hafız Esad Darbesi/Mustafa ERDOĞAN
SURİYE’YE DAİR : 4- Hafız Esad Dönemi/Mustafa ERDOĞAN
SURİYE’YE DAİR : 5- Son Nefeste Doktora Emanet: Beşşar Esad Dönemi/Mustafa ERDOĞAN
SURİYE’YE DAİR : 6- Jeostrateji Tahterevallisi Üstünde / Mustafa ERDOĞAN
SURİYE’YE DAİR : 7- Esad Sonrası Korkunun Adı: İslam / Mustafa Erdoğan

Reklamlar

One response »

  1. huseyin dedi ki:

    Mustafa Bey Suriye başlıklı yazılarınızın içeriğinde yakın tarihimize ait ortadoğuda ki büyük devletlerin siyasi ve stratejik planları hakkında verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Konunun devamını sabırsızlıkla beklemekteyim.

huseyin için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s