Numan, Nasıl Kurtulur?/Mustafa ERDOĞAN
Sakin, kolay kolay sinirlenmeyeceği belli, hitabeti çok iyi, iktisat profesörü, dindar, entelektüel… Daha bir çok sıfatla tanımlamaya çalışabiliriz Numan Kurtulmuş‘u. Ama önce gelin; kimdir, nasıl bir aileden gelmektedir, diğerlerinden farkı nedir ona bakalım…

1959 yılında doğan Numan Kurtulmuş’un, dedesi (latin harfleriyle yazılmış ilk Türkçe ilmihal kitabı olarak bilinen Amentü Şerhi’nin yazarı) binbaşı Numan Kurtulmuş, babası (İlim Yayma Cemiyeti’nin kurucularından, Necmettin Erbakan’ın ‘ağabey’ diye hitap ettiği) tıp doktoru İsmail Niyazi Kurtulmuş. Eşi Sevgi Kurtulmuş iktisat doçentiyken derslere başörtülü giriyor diye; 28 Şubat’ın gadrine uğrayanlardan biri. Aile üç kuşaktır, Fatih’te Kadınlar Pazarı ile Fatih Camii arasındaki bölgede oturuyor.

Görüldüğü gibi Kurtulmuş kentsoylu biri, cumhuriyet burjuvası (bu cümleden çok parası var dediğimi sanan yazının kalanını okumasın). Erdoğan, Gül, Arınç gibi Anadolu’nun bir köşesini, köy/kasaba kokan bir aileyi, bir sınıf atlama çabasını yansıtmıyor. Bir kaptanın, tornacının, başçavuşun oğlu değil. Akranı olduğu AK Parti’li siyasi kadrolardan çok farklı. Babası doktor, adını aldığı dedesiyse Osmanlı zabiti(subayı).Bu haliyle Erbakan’ı andırıyor gibi.

Erbakan da bir ağır ceza reisinin oğluydu. Neredeyse cumhuriyetle yaşıt tüm kardeşleri(kız kardeşi dahil) yüksek öğrenim görmüştü. Aile olarak da birbirlerine hem fiziksel hem anlayış olarak çok yakınlar zaten. Biri Halıcılar Caddesi’nde(Fatih), diğeri Kadınlar Pazarı’nın orada(Fatih), oturuyor. Ancak hakkını vermek gerekirse, Numan Kurtulmuş tüm bu ‘şehirli’ ve köklü ailesine karşılık Erbakan ailesi gibi büyük paralarla oynamamış, şaşaa, ihtişam hastalığına yakalanmamıştır. 2000’lerin başında kendisini kızının ve oğlunun elinden tutmuş; Fevzipaşa Caddesi’nde (Fatih) turlarken görebilirdiniz. Kurtulmuş, için tevazu örneği olmasını da sıfatları arasına katabiliriz.

Kurtulmuş’un eşi Doç Dr. Sevgi Kurtulmuş, Numan Bey’le yaşıt; 28 Şubat’ta Alemdaroğlu kendisini üniversiteden atmasa bugün İÜ profesörlerinden biri olarak karşımızda olacaktı. Bu anlamda aile baskısıyla okuyamayan Emine Erdoğan’dan, 15 yaşında evlendirilen ve üniversite kapısından taa başlangıç aşamasında dönen Hayrünnisa Gül’den farklı. Aile, bu yönüyle kendisi profesör ve eşi tıp doktoru olan Davutoğlu’nun ailesine benziyor. (Zaten Davutoğlu ve Kurtulmuş iyi arkadaşlar.)

Babasının yakın ilişkilerine rağmen siyasi yaşama çekirdekten başlayan biri değil Kurtulmuş. Tıpkı Gül ve Davutoğlu gibi akademisyenlikte belli bir noktaya geldikten sonra, mütedeyyin cenahın ‘yüksek tahsil görmüş genç yıldızı’ olarak siyasete girdi. Kurtulmuş bir akademisyen olarak Davutoğlu gibi dünya literatürüne teorem sokacak kadar ya da Babacan gibi lisans/lisansüstü dereceler yapan bir altın çocuk olmadı belki ama bu iki isimden de iç politikaya, sokağa daha yakın oldu, hitabeti daha iyi oldu.

Babacan gibi TED koleji deneyimi yok. 51 yaşında imam-hatipe başlayan babası, daha seçkin okullara gönderebilecekken oğlunu yine Fatih’teki Fethiye (İstanbul) İmam Hatip’e gönderdi. Görüldüğü üzere Numan Kurtulmuş, akademik ve siyasetçi kimliğiyle de mevcut AKP kadrolarından farklılığı olan birisi.

Siyasi geçmişine baktığımızda, Erdoğan‘ın gençlik kolları, ilçe başkanlığı, il başkanlığı sonrasında İBB başkanlığı gibi tırnaklarıyla kazıyarak geldiği konuma; Erdoğan Belediye Başkanı iken, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olarak tepeden geldi Kurtulmuş. Erdoğan’la halef selef ilişkileri var.

Kapatılan Fazilet Partisi’nin ardından şaşırtıcı bir şekilde gelenekçi kanatla hareket ederek Saadet Partisi’ne geçti. Saadet Partisi kadroları Erbakan’ın 50 yıldır beraber siyaset yaptığı ihtiyarlar heyetinden oluşmaktayken, Kurtulmuş’un orada kalması bir ahde vefa örneği olarak görüldü.

Erdoğan’sa, bu parlak ismi yanında görmek istiyordu. 2007 yılında, (kulislere yansıdığı kadarıyla) bakanlık teklif edilmesine rağmen Kurtulmuş AK Parti’ye geçiş teklifini bir süre düşündükten sonra reddetti. O dönemler bunu AK Parti’nin yakınlaştığı AB’ye (olan) muhalifliğine ve daha çok gelenekçi değerlere bağlıyordu. Yani AK Parti’yi yeterince sağda görmüyordu.

2008 yılında Saadet Partisi Genel Başkanı olunca, herkeste acaba bir alternatif doğabilir mi sorusu oluştu. 2009 yerel seçimlerinde %5’in üstüne çıkan partisi bu beklentiyi az da olsa güçlendirdi. Ancak sonrasında güvendiği dağlara kar yağdı ve başlangıcından beri ‘Erbakani bir krallık olan parti’ Kurtulmuş’u çatal bıçaklarla kovaladı. Siyasi tarihin en büyük rezilliklerinden birine karşı Kurtulmuş, saygısından sessiz kaldı. 2010 yılında İslam’ı kast ederek ‘Medeniyet Siyaset Hareketi’ni başlattı. Bu oluşum daha sonra Halkın Sesi (HAS) Partisi’ne evrildi. Yenilikçi AK Pari’ye katılmamıştı; gelenekçiler de kendisini kovmuştu. Peki kendi kurduğu partinin bunlardan ne farkı olacaktı?

Toplumda zenginleşmeyle beraber başgösteren gelir adaletsizliği imdatlarına yetişti. İslam’daki adaleti, vicdanı kullanarak emekten yana İslami sol bir parti kurmayı denediler. Bu minvalde geçmiş çalışmaları bulunan M.Bekaroğlu, sosyalist Zeki Kılıçarslan gibi isimler partiyi kuranlar arasındaydı. Numan Kurtulmuş’un bu denli sağlam bir sosyalist bakışa sahip olduğu bilinmiyordu. Zaten kendisi de daha çok İslami hassasiyetleri, dinin sömürü karşıtı cümlelerini kendi mütevazı kimliğiyle birleştirmeyi denedi. Muhalefette oldukları için iktidarı eleştirmenin rahatlığıyla söyleyecek sözler buldular.

Dananın kuyruğu 2011 seçimlerinde koptu. AK Parti % 50, Saadet %1.2 oy alırken HAS Parti %0,8 bile alamamıştı. Erdoğan ezici bir seçim başarısına imza atmıştı. Kurtulmuş için, sonuç tam bir fiyaskoydu. Üstelik Erdoğan’dan üstün gözüken tüm özelliklerine, iktidarın yıpranmışlığına, sırtında bütçe kefesi olmadan vicdandan, emekten bahsetmenin dayanılmaz hafifliğine rağmen gerçekleşmişti bu sonuç.

Aslında mesaj açıktı: “Bu mahallenin ağabeyi(lideri) Recep Tayyip Erdoğan‘dır”. Çevre, ilk defa kendi içinden çıkıp, ‘değişmeden’ kendisini temsil eden, doğuştan liderlik özellikleri bulunan, bu adama aşık olmuştu. Toplumsal taban zaten tüketime açtı. Körü körüne bir eşitlik anlayışından ya da sosyalist İslam düşüncesinden çok uzaktı. Pastanın büyüme ihtimali varken, kimse diğerinin payına gözünü dikmiyordu. Hem Batı’da da böyle olmamış mıydı canım? (Çevreden çıkan ilk adam lafıma :”Demirel çobandı, Kılıçdarğlu fukara bir ailenin çocuğu” diye itiraz etmeyin.Bunlar ve benzeri isimler çevreden çıkarılıp, devlet eliyle merkezi değerler kazandırıldıktan sonra piyasaya sürülmüş isimlerdir. Menderes, Ecevit, Erbakan gibi isimler zaten sokağın/çevrenin çocuğu olmamıştı. Bu anlamda çevreden çıkıp, çevre değeriyle yaşayan(bu değerler içinde çakı, tespih taşıması, horona rahatça katılıp zıplaması, “ananı da al git” demesi dahildir) ilk isim Erdoğan’dır).

Erdoğan yine usta bir manevrayla 2007’de kendisine rakip olmadan davet ettiği Kurtulmuş’u, seçimlerde hüsrana uğrattıktan sonra tekrar davet ediyor. Bu hamleyle hem tabana günah benden gitti mesajını verirken, hem de kitlelerin gözündeki kadirşinas imajını kuvvetlendiriyordu.

Sonuç olarak, her yönüyle parlak bir ismin, siyasi hayatı boyunca hep yanlış yerde olarak “kaybeden” olduğunu görüyoruz.(En başından beri neden içinde olmadığı anlaşılamayan) Kurtulmuş, AK Parti’ye katılıp, (12 sene öncesinde yapması gerekeni yaparak) belki tarihi bir düzeltmeye imza atacak. Kanaatim bu değerli ismin bir defa daha kaybeden tarafta olmasının, yok olup gitmesi anlamına geleceğiydi. Türk siyasetine hayırlı olsun!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s