Azamet, Sadaret ve İbadet/Mustafa ERDOĞAN

Kelimeler size çok da yabancı gelmeyecektir. Azamete karşılık, büyüklük, görkem gibi kelimeleri; sadaret için Başbakanlık kelimesini kullanabiliriz. İbadetin, genel manada Allah’ın emirlerine uymak olduğunu biliyorsunuzdur zaten.

Bu üç kelimeyi bana bir araya getirten son günlerdeki camii tartışmaları oldu. (İstanbul) Ataşehir camiisiyle başlayan, Taksim ve Çamlıca camiileri yapım tartışmalarıyla devam eden süreçte çok şey söylendi. Ancak son sözü hep bir kişi söyledi: Tayyip Erdoğan. Anlayacağınız üzere üçlemenin sadaret kısmında Erdoğan; ibadet kısmında camiilerin kendisi; azamet kısmındaysa işin mimarisi bulunuyor.

Nedense Başbakan garip bir şekilde seçtiği bir yere beğendiği bir cami kütlesi kondurulmasını istiyor. Önceleri geçici bir hevestir diye düşündüm. İlk denemesi olan TOKİ’ye yaptırdığı Ataşehir’deki kötü Sinan taklidi camiiyi görmezlikten geldim. Ekonomik ve demokratik alanlarda bir çok kazanıma imza attığı için böylesi bir hata yapma lüksüne sahip olabilir dedim içimden. Ancak süreç bununla da bitmedi. Taksim’e yapılacak camii için Ahmet Vefik Alp’in yaptığı projeyi yeterince klasik ve azametli olmadığı için veto etti. Son olarak da Kahramanmaraş’ta gördüğü çevreyle alakası olmayan, kötü ve büyükçe bir Osmanlı mimarisi camiinin benzerini Çamlıca’ya istedi. Kahramanmaraş’ta yaptığı Abdülhamit Han Camii’nin Başbakan Erdoğan tarafından çok beğenilmesi üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müşavirliği’ne atanarak İstanbul’a transfer edilen Mimar Hacı Mehmet Güner, 20 gündür çizimini yaptığı projeyi için Milliyet’e şunları demiş:: “Proje büyüklük olarak çok iddialı. Ecdadın yaptığından da geniş kubbe kullanacağız. Minareleri dünyadaki en yüksek cami olacak. Medine-i Münevvere’yi (Minaresi 105 metre) bile geçeceğiz. Minimum 6 minare olacak ama bir sürpriz de olabilir.”

Bu sözlerdeki aczi görüyorsunuz değil mi? Kubbeler Sinan’ın yaptığı Selatin Camilerinde bulunanlardan daha geniş; minareler dünyadaki en yüksek minareler olacakmış. Minimum 6 ama ilave minare de gelebilirmiş. Büyüklük, uzunluk, çokluk, genişlik  bu kavramların baskın faktör olduğu bu camiiyi yapacak mimar için bir şey demiyor, sizlere havale ediyorum. Büyük ihtimalle “Emir, demiri kesmiştir” zaten. Yani “başbakan istedi, tiz yapıla” durumu diyebiliriz kısaca.

Burada şaşılacak olan başbakanın camii yapılmasını istemesi değil tabii ki. İnsanı ürküten milyonlarca kişinin yaşadığı İstanbul’un en güzel semtlerine canının istediği kütleleri koydurabileceğini düşünmesi oldu. Bu yapılar da özel mülkiyet değil, halka ait bir camii. (Halka ait) ve böylesi büyük bir camii  yapılacaksa halkın görüşü alınır ve mimarlar arasında bir yarışma alınır. İstanbul Belediyesi vapurlar için bile elektronik ortamda oylama yaptı. Bir benzeri camiiler için de yapılabilir. Ama “ben istedim, tez yapıla mantığı” ancak totaliter rejimlerde var olabilecek türden bir bakış açısıdır.

Hergün milyonlarca Müslüman’ın gelip geçtiği Taksim’e bir camii yapılmasını ben de istiyorum. Ufak bir camii olan Hüseyin Ağa Camii’ni ve İstiklal’in başındaki teneke mimareli “gecekondu camii”yi çıkarırsanız doğru düzgün bir camii yok civarda. Ancak bu camiinin büyüklüğü mimarisi gibi konulara karar vermek başbakanın işi ve haddi değil. Meslekten bir mimar olsa, bir nebze kurtarabilirdi ama bu şekilde hiç bir tutar dalı yok. Burada amaç halkın rahatça ibadetini yapmasıysa, bu minvalde bir anket çalışması yapılır. Mimari bir yarışma düzenlenir. Din adamları, mimarlar ve çeşitli toplum temsilcilerinden oluşan bir jüri ya da vapurlarda olduğu gibi doğrudan elektronik oylamayla halka sorulur.

İyi bir mimar ateist de olsa camii projesi yapabilir, ancak bir başbakan (mimar değilse) salih bir mütedeyyin olsa dahi yapamaz, yapmamalı. Merhum Turgut Cansever gibi hem mütedeyyin hem de Türkiye’nin son dönemdeki en önemli mimarlarından biri olsa tadından yenmezdi sanırım. Ancak başbakan projelerindense ateist ya da Hristiyan bir mimarın camii projesini tercih ederim. Çünkü mesele “işi ehline vermektir”. Kabe’nin temizliğini (daha iyi yapabilecekleri için) müşriklere veren Hz. Muhammed’in yolundan gidenlerin tercihi böyle mi olmalıdır sorusunu başbakana sormak isterim.

Cansever, mimariyi azamete(büyüklüğe) indirgememizin ortaya çıkardı olumsuz sonuçları uzun uzadıya anlatır. Yapı tek başına bir kütle değildir ona göre. Çevreyle, kullanacak insanlarla, hava sirkülasyonuyla vs. tüm faktörleriyle birlikte düşünmek lazım der, özellikle camiiler için. Bu konuyla ilgili yazacak değilim camii mimarisi konusunda Turgut Cansever merhumun röportaj ve yazılarını bulup okuyun. Bugünkü tartışmalara farklı bir gözle bakmanıza yetecektir. Hem de bu hükümetin çok saygı duyduğu, ölmeden hemen önce devlet nişanı verdiği bir kişidir kendisi.

Konuyla doğrudan ilgisiz ama azamet deyince aklıma bir anektod gelir:

“Hani Sultan Reşad prostat olmuş. Alman bir doktor getirmişler. Doktor muayene için, padişahın entarisini kaldırınca, bir hayret ünlemi çıkartmış.
Padişah, tercümana sormuş…

– Kefere neden böyle hayret sayhası çıkardı?Tercüman, Alman doktora sorduktan sonra, Padişah’a izah etmiş.

– Alman hekim, uzv-u şahanenin azametine şaşmış. Ondan, hayret sayhası salıvermiş.

Padişah bu açıklamayı duyunca rahatlamış.

– Kefereye söyle. Kendi dilinde maşallah desin, demiş tercümana.” (Mehmet Barlas, Sabah Gazetesi)

Cami projesinde başbakan tarafından koşulan ve mimar tarafından gururla vurgulanan azamet hususu bize bir asır boyunca sanki pek de ileriye gidemediğimizi gösteriyor. “Kefereye maşallah dedirtmek” midir maksadımız? Ne dersiniz?

Maksat buysa(devletin azametini dosta düşmana göstermek) sınıfta kaldığımızın resmidir, ben söyleyeyim. Suriye’nin vurduğu jetimizde şehit olan 2 pilotun 12 gündür naaşını bulamayışımız hakkında F.Altaylı‘nın yazdıkları ne kadar da açıklayıcı değil mi:“Bizim bir hafta boyunca su üzerinden bakarak aradığımız uçağımızı ve ne yazık ki içindeki şehitlerimizi, elin gemisi gelip 24 saat geçmeden buldu da. Oradan aklıma geldi. 75 milyonluk süper gücün, kendi şehidini bulacak bir gemisi, o derinliğe göz atacak bir batiskafı bile olmaması sizce de biraz acayip değil mi!”

ABD gemisi 24 saatte şıpın işi gelir bulur naaşları; sen de bakakalırsın. Devletin azameti böyle olaylarda belli olur, sidik yarıştırırcasına en yüksek minare bizde diyerek değil. (Hiç mi düşünmez bunu söyleyen yarın bir başkası çıkar da bundan uzununu yaparsa ne olacak diye. Böyle camii mi tasarlanır Allah aşkına). Minaresi en uzun devlet, 2 şehidini 12 gündür denizden çıkaramasa da olur beyler, siz takmayın ama idareciler için  “Hz. Ömer’e Fırat kenarında kuzu kaybolsa hesabını soracak adl-i ilahi” yi hatırlatmakta fayda var!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s