Yalan Türkiye’nin Halleri/Mustafa ERDOĞAN
“Yalan Dünya” dizisinden haberdar olmayan yoktur sanırım. 3-5 sokakta “Paris-Milano”culuk oynanan Nişantaşı hikayesi  ‘Avrupa Yakası’ndan‘ sonra, daha kozmopolit (dolayısıyla geneli daha iyi yansıtan) bir semtin, Cihangir‘in hikayesi bu dizi. Adından da anlaşılacağı gibi başını ayaklar altına almış, kuyruğu (bacaklarını) havaya dikmiş, yalan insanların dünyasını anlatıyor. Mukimlerinin “Bohemistan” dediği Cihangir, hikayeye uygun bir şekilde ‘sonradan görmelerin(gelmelerin)’ olduğu bir yer. Önce Rum, Ermenilerden; son olarak 90’larda travestilerden “temizlenen” Cihangir, sanki bu bohem tiyatrosunun oynanması için hazır hale getirilmiş.

Dizi ve birçok entelektüelin (ki Birsel, bize birçoğunun aslında sadece ‘entel’ olduğunu gösteriyor) üzerine kafa patlattığı toplumsal analizi akademik seviyede tahlil edip bir de bunun üzerine mizah katan Gülse Birsel için diyecek çok fazla laf bulamıyorum. Ayrıca kendisiyle ve bayılarak izlediğim oyunculuklarla dahi dalgasını geçen bu kadını hangi kategoride değerlendireceğimi de bilemiyorum. Belki bir psikolog, bir sosyolog, ekonomist, senarist, kurgu uzmanı… Belki de tüm bunların birleşiminde, hepsinin üzerinde… Birsel’in oyunculuğunu bilerek yazmadım. Hikayelerinde muhakkak bir yerde olmak istiyor Birsel. Buna da herkesin saygı duyması gerektiğini düşünüyorum. Ancak yine de belirtmeden geçemeyeceğim. Oyuncu Birsel, her biri mükemmel oynayan dizi kadrosundaki en zayıf performansı gösteriyor. Buna rağmen bu mükemmel isimlerin arasında gösterdiği oyunculuk çok fazla sırıtmıyor. Belki de Birsel’in özelliği budur: en iyi sosyolog, senarist, oyuncu vs. değil ama bir bütün olarak Türkiye’nin en iyisi. Hepsinden ötede bu yalan semtin en sahici sokağını (Gazanfer Özcan Sokağı 11-22) yaratacak kadar vefalı.

Bir komedi dizisinin Türkiye’nin en iyi sosyopolitik analizini yapabileceğini benim küçük beynim öncesinde kabullenemezdi. Ama Birsel bunu başarmış. Kemal Tahir’in mükemmel romanından uyarlanan Kurt Kanunu dizisi mi Yalan Dünya mı siyaset dünyamızı daha iyi tasvir eder diye sorarsanız; üzülerek Yalan Dünya’yı seçerim.

Dizide aslında Türkiye’de neden ‘sol’un var olmadığını ve uzunca bir süre varolamayacağını görüyorsunuz. Çünkü yalan, dolan, talan hangi yolla olursa olsun; Türkiye’de pasta büyümeye müsait. Pastanın büyüdüğü ve büyüyeceğini görebildiğiniz sürece, fazla pay alanı umursamazsınız. Pastadan daha fazla pay alabilme imkanının peşinden koşarsınız. Yıllardır anlayamadığımız olayı bu şekilde özetliyor dizi. Sınıf atlama çabasındaki, araftaki insanların hikayesinden en kolay şekilde,  “insanların kolayca sınıf atlayamayacağı anda bahsedilebilecek bir ideoloji”nin şu anda anlamsız olduğunu anlarsınız.

Her biri farklı alanlarda da olsa, sınıf atlama çabasındaki karakterleri analiz etmek başka bir yazı ister ama kısaca bahsedeyim. Genel olarak karakterlerin ortak noktaları ‘ham’ (olmamış) olmaları. İlk bakıldığında muhafazakar denebilecek bir ailede neyin muhafaza edildiğini göremiyoruz. Neye inandıkları, iman ettikleri pek belli olmayan, “el alem ne der” ya da “hakkımızda şöyle desinler” için yaşayan bir aile. Bunun için birbirlerine, insanlığa ve de kendilerine kolayca ‘yalan’ söyleyebilen insanlardan oluşan aileye muhafazakar kelimesi belki de yapılacak son yakıştırmadır. Aslında onların muhafaza ettikleri (kültürümüze uygun olarak), pusuya yatarak sınıf atlayacağı ana kadar kabuğuna çekilme halidir. Sınıf atladıklarında ilk vazgeçecekleri(kıracakları), kendilerine kabuk yaptıkları değerlerdir.

Diğer taraftan Birsel bize, bu aileyle ve onun yozlaşmış değerleriyle çarpışan tüm ‘özgür dünya’ karakterlerinin de, beğenmedikleri, eleştirdikleri ailenin dünyası kadar yalan bir dünyaları olduğunu gösteriyor. Toplumsal taban üzerine bina edilmesi gereken bir ideolojiyi yarım yamalak okuduğu kitaplardan öğrendiği ağdalı cümleler üzerine bina eden sahte aydınları görmüyoruz muyuz her gün televizyonlarda? İdeolojiyi, oyunculukla harmanlayarak bağımsız duruş sahibi olduğunu sanan oyuncumsuları, yönetmenimsileri, solcumsuları eskiden Çiçek Pasajı Arif’in Barında bulabiliyormuşsunuz şimdi de Cihangir’de. Bu oyuncular çok iyi şematize edilmiş: Tipine ve Davudi sesine taptıklarımız için Çağatay, az güzel, biraz halkçı ve umutsuz kadınlar için Açılay, ‘her türlü yeteneğe sahip olmasına karşın’ bir türlü keşfedilememişler için ‘bilmiş Ahmet’, yönetemeyen yönetmenler için Tufan Hoca, bu işin okulunu okumuş az beceriksiz temiz aile  kızı için Deniz.

50 senedir her filmde banko oynamış bırakın rol yapmayı, doğru düzgün bakmasını bilmeyen ve kalın sesini üstünlük aracı olarak kullanan solcumsu jönlerimize ithaf ediyorum ben de yazımı. Hürmetler, beyler…

Reklamlar

One response »

  1. birseen dedi ki:

    Sınıf atladıklarında ilk vazgeçecekleri(kıracakları), kendilerine kabuk yaptıkları değerlerdir.

    doğruluğu tartışılmaz bir cümle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s