Terör ve Yeni Anayasa / A. Bağatır

Artan terör olayları sonrasında aklıma takılan birkaç soruyu paylaşacağım.

Neden her PKK saldırısından sonra kamuoyunda anadilde eğitim, özerklik ve Öcalan’ın ev hapsi gibi konular gündeme getiriliyor? Bu hususlar PKK’nın umurunda mı?

Hükümet sözcüsü neden PKK’ya önce silahları bırakın sonra müzakere edelim çağrısında bulunuyor? Müzakere edilecek olan nedir? Kürtlerin hakları mı?

Kürt halkının temsilcisi kimdir? PKK mı? BDP mi? Yoksa AKP mi?

Bu soruların cevapları aslında Kürt halkının ve PKK’nın konumunu belirleyen cevaplar. Halkın büyük çoğunluğu PKK’nın taşeron olduğu, Ortadoğu konjonktürüne göre bölge siyasetini şekillendirmeye çalışan küresel aktörlerin maşası olduğu konusunda hemfikir ise, neden Kürt halkına haklarını teslim etmek için neden PKK’nın silah bırakması bekleniyor? Eğer teslim edilmesi gereken bir hak var ise, gerekli eylemlerin gecikmeksizin alınması gerekmez mi?

Sadece Kürt halkı için değil Türkiye’de yaşayan tüm halkların haklarını güvence altına alacak adımların terörden bağımsız olarak hızla atılmalıdır. Adına ister demokratik açılım deyin ister kardeşlik projesi bu ülkede yaşayan herkesin huzur içinde kendi milli ve dini kimliği içerisinde özgürce yaşayabileceği bir ortam oluşturulmalıdır.

Öncelikli olarak tek parti döneminde temelleri atılmış ve on yılda bir yapılan darbeler ile perçinlenmiş ve bulunduğu dönemlerde bile ihtiyaçlara hitap etmeyen faşist ve statükocu politikalardan kurtulmak gerekmektedir. Türkiye’de Türk üst kimliği altında yaşayan birçok farklı milletin olduğunu kabul edip te bu farklılığa rağmen her sabah okula giden çocukları “Türk’üm!” diye bağırmaya zorlamak faşizm değil de nedir? Batı Trakya’da, Bulgaristan’da, Doğu Türkistan’da yapılan asimilasyon ne kadar kanımıza dokunuyor ise bu durum da en az o kadar bizi rahatsız etmelidir.

Andımız sadece bir örnek… Biraz empati kurduğumuzda Anayasa’dan medyaya kadar birçok alanda bu asimilasyonun izlerin yok etmek gerekiyor. Örnek olarak merkez medyanın “Amiral Gemisi” olarak tabir edilen gazetenin logosunda her gün hala bariz ayrımcılık ifadeleri bulunmaktadır. Aslında bu durumu görüp de müdahale de bulunmayan yetkililer bu ayrımcılığa bir bakıma göz yummaktadır.

Türkiye’de yaşayan etnik grupların birçoğu Irak ve Suriye’de de bulunuyor. Dolayısıyla bu ülkelerin halklarının haklarını konuşurken, Türkiye vatandaşı olan tüm etnik grupları kapsayacak ifadeler üretmek gerekir. Irak savaşı sırasında Kuzey Irak’ta bölgesel bir yönetim başladığında Türkiye’nin o bölge ile ilgili argümanı Türkmen haklarının korunması ve Kürt devletinin kurulmaması şeklinde idi. Hâlbuki Türkiye Kuzey Irak’ta bulunan ve aynı zamanda Türkiye içerisinde de yaşayan soydaşları olan Türk, Kürt ve Arapların hamisi olması gerekirdi. Hatta Sünni, Şii, Süryani ve hatta Hıristiyanların hamiliğini de üstlenmesi gerekirdi. Kuzey Irak’taki oluşuma olan yaklaşımı tüm etnik grupların korunmasına yönelik olması gerekirdi. Durum böyle iken sadece PKK’ya destek olacağı varsayımıyla “Kuzey Irak’ta Kürt devleti Türkiye açısından kabul edilemez!” ifadesinde bulunan politikacılar kendi Kürt vatandaşlarına haksızlık etmiş olmadılar mı? Türkmenlerin hakkını savunmak niyetinde olan Dış işleri Türkiye içerisindeki Araplara zımnen ayrımcılık yapmış olmadı mı? Türkiye’nin politikalarını belirleyenler meydanlarda bin yıllık kardeşlik naraları atarken, Türkiye’nin Kürdüyle, Arabıyla, Çerkesiyle bir mozaik olduğu malumunu ilan ederken, iş stratejiye gelince neden bunu unutuyorlar? İç ve dış politikada alınan kararlar ve yapılan stratejiler tüm etnik grupları kapsayacak şekilde yapılmadan Türkiye’nin genlerindeki tek partili dönemden kalma anlayış değişmeyecektir. Aynı anlayıştakiler Suriye kuzeyinde hareketlenme başlayınca tekrar harekete geçerek, klişe söylemlerini tekrar ettiler. Irak savaşı sırasında yapılan hata, Suriye iç savaşı esnasında tekerrür ediyor. O günden bu güne hiç mi ders almadık? Yazık.

Anayasa’ya gelince, Meclis yepyeni ve tüm sanal korkulardan ve komplekslerden arındırılmış bir anayasa ile başlangıç yapmalıdır. Bu durum öyle önemli ve ivedidir ki torba yasalar için uyumayıp gece gündüz çalışan yasama organı, bırakın uyumayı yemeden içmeden bu meseleye yoğunlaşmalıdır. Çünkü anayasa atılacak diğer adımların bel kemiğini oluşturacaktır. Bir istinat noktası olacaktır. En önemli açılım ve kardeşlik projesi budur. Aslında halkın yeni anayasaya ne kadar teveccühü olduğunu yeni anayasanın provası niteliğinde olan 12 Eylül 2010 referandumu net bir şekilde göstermiştir.

Hal böyle iken anayasa neden bu kadar ağırdan alınıyor?

Farz edelim ki üçüncü dönemini yaşayan AKP iktidarı kaybetti… Mümkün değil mi? Dünyayı sarsması muhtemel bir ekonomik şok AKP’nin en çok başarı sağladığı ekonomik istikrarı -hem de bu cari açıkla- ciddi şekilde bozabilir. Veya Ortadoğu’da çıkması muhtemel bir savaş siyasi istikrarı bozabilir. Allah korusun hele bir de bu savaşın içerisinde Türkiye de olursa… Senaryolara devam edelim; yarın Türkiye Başbakanın suikasta uğradığı haberi ile uyanırsa… Neler olur? Hepsi birbirinden kötü senaryolar ve hepsi siyasi iktidarın sonunu getirmesi muhtemel senaryolar. Peki, gerçekleşmesi muhtemel mi? Cevap evet. O zaman bu rahatlık niye? Türkiye’de küçük bir grup azınlık haricinde herkesi mutsuz eden statükonun ve devlet içi kast sisteminin belini kırma şansı elimizdeyken bu rahatlık niye?

Anayasanın değişmesi gereklidir. Hem de hemen…

Tekrar terör sorununa dönecek olursak, PKK elbet yaptığını bulacaktır. Bu durum hem güvenlik güçleri sayesinde, gerekse de daha marjinalleşmesi ve giderek gün yüzüne çıkan tetikçiliği nedeniyle olacaktır. Kürt halkının AKP’ye oy veren seçmen sayısı BDP’ ye oy veren seçmenlerden daha fazladır. Yani Kürt halkının temsilcisi olarak bir tarafta AKP durmaktadır. Diğer yanda ise Kürt halkı BDP kendilerini daha iyi temsil edebilecek, aklı İmralı’da yahut Kandil’de olmayan temsilciler bulması gerekir. Bu temsilcilerin özerklik gibi hiçbir soruna çare olmayacak önerilerden çok, bölgesel olmayan ve Türkiye’deki tüm Kürtlerin haklarını kapsayacak temel hak ve özgürlükler temelli politikalar üretmesi gerekmektedir. Güneydoğu’da kurulan bir özerk yönetimin İstanbul’da, İzmir’de ya da Mersin’de yaşayan Kürtlere nasıl bir faydası olabilir? Bu kadar basiretsiz bir çözümü kim hangi sıfatla savunabilir?

Israrla her ortamda özerklik konusu açan BDP milletvekillerinin de PKK gibi Kürt halkının sorunlarının çözümü için çalışmadıkları gün gibi ortadadır. Hatta BDP söylemlerinden anlaşıldığı üzere olası bir özerk yapının bölge halkına karşı daha faşist ve otoriter bir tutum içerisinde olacağı da muhtemeldir.

Dolayısıyla Kürt halkı salt kendi hak ve taleplerini savunan temsilcileri meclise göndermelidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s