Devletin İdeolojik Dayatması, Erdoğan, Şah-Mat!/Mustafa ERDOĞAN

Başbakan Erdoğan’ın gündemi yönlendirmedeki başarısı itiraz edilmeyecek kadar açıktır, sanırım. Bugün yine gündeme düşen bir cümlesi oldu Erdoğan’ın:“Dindar bir gençlik yetiştirmek istiyoruz!”. İmaj açısından son derece tehlikeli olduğu söylense de, tabanına dönük akıl dolu bir hamleydi kendi açısından. Hangi açıdan ve nasıl akıl doluydu peki?

Öncelikle, bu lafa muhalefet edecek rakipleri ne diyebilir ona bakalım? Cepheden karşı çıkılmayacak her laf, beyhude kalacaktır. Cepheden karşı çıkmayı da tabanlarının doğası gereği MHP ve BDP yapamaz. Erdoğan’ın hedeflediği de bu değil zaten. Baykal sonrasında polemiklerde çok daha rahat galebe çaldığı Kılıçdaroğlu’na güzel bir pas verdi başbakan. Kılıçdaroğlu’nun bu golü atmaması işten bile değil. Ama atacağı gol kendi kalesine gidecektir!

Kemal Bey’in “Dindar gençlik yetiştirmek istiyoruz”a karşı vereceği her cevap, AK parti tabanındaki safları daha da sıklaştıracaktır. Özellikle provakatörler tarafından Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği de baskın bir şekilde kullanılacaktır(daha önce de yapıldı çünkü). Radikalize edilmediği sürece bu tartışma Ak Parti tabanını tatlı bir şekilde okşamaya devam edecektir.

İki ucu çoklu denklem aslında CHP liderinin karşı karşıya kaldığı. Eğer anlamlı bir cevap veremezse tabanı gözünde giderek azalan popularitesi daha da zemin kaybedecektir.  Eldeki kuşlardan olmamayı tercih edecektir Kemal Bey. Ama bu daldaki kuşların komşu bahçeye kaçışına yol açacaktır. Aslında siyaset dediğimizde böylesi akıl oyunları  değil midir?  Bazen, böylesi şah çekilmelerle karşı karşıya kalırsınız ve çaresizsinizdir. Yapılacak şey önümüzdeki maçlara bakacağız demekten ötede sonuç vermeyecektir.

Peki, sosyal ve yazılı medyada başbakana yöneltilen laik ve liberal tepkileri nasıl karşılamayız? Laiklik çerçevesinden gelecek tepkileri kolayca anlamak mümkün de, ya liberaller?

Verilen tepki; devlet eliyle dindar gençlik yetiştirmemeli şeklinde gelişti daha çok. Çok makul ve ben dahil kimsenin itiraz etmeyeceği bir cümle bu. Hakikaten bazen böyle politik (daha doğrusu politically correct) konuşmak en temizidir. Her alandan “hmm, tabii ki haklısın, olmaz öyle şey” benzeri olumlu eleştiriler gelir. Ama kazın ayağı öyle midir?

Türkiye Cumhuriyeti tarihi(hatta Osmanlı devleti tarihi), halka/tebaaya devlet eliyle ideoloji/inanç  dayatmalarla doludur. Belki de iç siyasi tarih bunlardan ibarettir desek, yalan söylemiş olmayız. Ayrıca bugüne kadar iktidara gelmiş ya da gelememiş her partinin gençlik tasavvuru olmuştur. Ülkücü,Marksist, dindar,Atatürkçü gençlik tasavvur edenler desem kafanızda partiler, gruplar belirmiyor mu hemen?

Daha önce de M. Akyol’un değindiği Gençliğe Hitabe’den tutun da zorunlu İnkılap tarihi derslerine; Anayasadan tutun da üniversite diploma yeminlerine kadar devlet Atatürkçü gençlik yetiştirmeyi şiar edinmiştir. Tek tipleştirmenin iyisi kötüsü olmaz, adı Atatürkçülük de olsa yapılan iş zorlamadır, üniformizasyondur.(Atatürk’ün hatırasının azizliği Milli Mücadele’nin bir numaralı komutanı olmasından gelir. Sonraki dönem içinse Milli Mücadeleyi başlattığı diğer dört silah(Rauf,Refet,Kazım,Fuat) arkadaşıyla bile ilkesel ayrılığa düştüğünü söyleyebiliriz. Bu ayrılık din temelli de değildi. Çünkü, Milli Mücadeleye sonradan katılan İsmet ve Fevzi Paşaları da sayarsak, ölümüne kadar ayrılığa düşmediği tek silah arkadaşı Fevzi Paşadır. Fevzi Paşa ehl-i tarik, dini hassasiyetlerine diğerlerinden daha düşkün, beş vakit namazında niyazında biridir).

Buradan geçelim, başörtüsü yasağına…Bu ülkede, üç dört yıl öncesine kadar üniversite kapılarında kız çocuklarına zorla başını açtırıyordu DEVLET. Bu devlet eliyle dayatma değil miydi? Bal gibi de öyleydi. Ama (bugünün en sıkı liberalleri), örneğin Altan ailesi 28 Şubat’ı camiyle kışla arasında kalmak olarak niteleyecekti. Oysa bu sakil bakışla sindirme çabalarının her birine kışlayla sol arasında, kışlayla ülkücüler arasında ya da kışlayla Kürtler arasında denebilirdi. Uzatmayalım, devlet gençliğe dayatma yapmış mıdır? Cevap evet değil mi?

80 öncesinde ‘komunizm tehlikesine’ karşı  Türk-İslam sentezi gençliği oluşturma çabaları, vakıf dernek eliyle mi gerçekleşti. Ya da mahkemeye çıkardığı sakallı hocaların traş edilmesi Berber Osman’ın keyfince mi yapılmıştı? Oysa, her fikire saygı duymalıyız sözde değil mi?

J.S. Mill der ki; eğer bir kişi dışında bütün insanlar aynı düşüncede olsalar ve yalnız o kişi karşıt düşüncede olsa, nasıl bu kişinin diğer insanları susturma hakkı yoksa; insanların da bu tek kişiyi susturmaya daha fazla hakları olamaz. Bir düşüncenin susturulması durumunda, eğer düşünce doğruysa, insanlar, yanlış olanı doğru olanla değiştirmek olanağından yoksun bırakılmış olacaklardır.  Ya da Mao’dan gelsin zevahiri kurtarmamı isterseniz: “yüz çiçek açsın bin fikir yarışsın”!

Gelelim din konusuna..Devlet dayatma yapmıyorsa, zorunlu din dersi, devlete bağlı imamlar( Diyanet İşleri), cemevinin ibadethane sayılmaması nedir? Devlet bunca yıldır o ya da bu şekilde dini yönlendirmede bulunmuş mudur? Evet bulunmuştur. Kurucu anlaşmamız Lozan(Lausanne)’a bakın bakalım kimler azınlıkmış? Sonradan herkesi Türk sayacak yönetim, Karaman’daki Hristiyan Türkleri (evet sadece Müslüman değiller), mübadelede Yunanistan’a yollamıştır. (Adamlar tek kelime Rumca bilmeyiz etmeyin demiş ama nafile)

Demek ki devlet eliyle ideoloji dayatma yapılmasın demek sadece suya sabuna dokunmamakmış. Demek ki sadece beğenmediğin siyasi figürlerin keyfi uygulamalarına karşı çıkmaman lazımmış. J.S. Mill’e göre, toplumsal zorbalık yaşamın ayrıntılarına derin bir biçimde işleyerek insanın kişiliğini tutsaklık altına aldığı için, bireye daha az inisiyatif alanı bırakır. Bu nedenle devlet yöneticilerinin diktatörlüğüne karşı korunma yeterli olmayıp; egemen duygu ve düşüncenin diktasına karşı da korunmak gerekir. Bu korunma için de adil tepki mekanizmasının zihinlerde yerleşmiş olması gerekir.

Özetle söylemek gerekirse; “dün yediğin hurmalar gün geliyor bir yerini tırmalıyormuş”. Başkalarına alıp sıktığın silahı, karşındakiler sana  doğrultunca canın acıyormuş.

Anladık değil mi? Zulüm yapıldığında/özgürlüğü kısıtlandığında sahip çıkmadığın her ‘öteki’ aslında senden bir parça taşıyormuş…

Demek ki, bir daha demek ki denilmemesi için ‘bir şeyler demeliymiş’.

————————————————————————————————–

*Yazıdan sonra yayımlanan güzel ve özlü bir karikatür

One response »

  1. mtk dedi ki:

    sayın mustafa bey,
    gayet etkileyici ve hoş bir yazı olmuş. sizin de bahsettiğiniz gibi ötekeleştirmenin bahanesi olmaz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s