Bugün, Star Gazetesi’nde Mustafa Akyol, Gençliğe Hitabe’nin kaldırılması gerektiğini yazmış. Aslında gayet alt perdeden, orada yazılı bir takım cümlelerin ırkçılık koktuğunu söylemiş. Örneğin; Akyol şöyle diyor:“Hitabe’nin en sonundaki ünlü cümle ise en vahimi: “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”. Gerçekten ilk okumada içinde kan,damar, kudret gibi kelimeler geçse bile böylesi veciz bir sözün tek başına ırkçılığa teşvik ettiğini söylemek zorlama olur. O halde ne yapmalıyız? Hukukta kanun da vardır gerekçe de. Genellikle kanuna doğrudan bakılıp tam olarak anlaşılmazsa, kanun gerekçesine (esbab-ı mucibe/gerektiren sebepler) bakılır. Teşbihte hata olmazmış; gelin biz de bu vecizenin öncülü ve ardılı diğer deyişlere bakalım:

Örneğin,

Başbakan İsmet Paşa :”Vazifemiz, Türk vatanı içinde Türk olmayanları behemahal Türk yapmaktır. Türklere ve Türklüğe muhalefet edecek anâsırı [etnik unsurları] kesip atacağız. Ülkeye hizmet edeceklerde her şeyin üzerinde aradığımız, Türk olmalarıdır.(Kasım 1926, Türk Ocakları Kurultayı)

Ödemiş’te bir konuşma yapan dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) ise daha açık söyleyecektir: “Biz Türkiye denen dünyanın en hür ülkesinde yaşıyoruz. Mebusunuz inançlarından samimiyetle bahsetmek için buradan daha müsait bir ortam bulamazdı. Onun için hislerimi saklamayacağım. Türk bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler!(Milliyet, 19 Eylül 1930)

İsyan sonucu Zilan Deresi cesetlerle dolunca Başbakan İsmet Paşa: “Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur(Milliyet, 31 Ağustos 1931)

Kısacası, Akyol aslında kibarlık etti. “Bunu kaldırın ki, gelecek kuşaklar bu sözün arkasına bakmasın. Bakmasınlar ki, ortak bir geleceği beraber inşa edebilsinler.” diye yazmadı da zarif bir şekilde bu sözler yanlış anlaşılabilir dedi.

İstersek, orada geçen diğer tüm sözlerden beslenen öncül ve ardıl birçok yaklaşım bulabiliriz. Ancak, dönemin koşullarını bugünün zihin dünyasıyla ele almak bizi anakronizm hatasına düşürecektir. O günün davranışlarını bugünün zihni modeliyle yargılama yanlışlığıdır bu. O kişilerin hatırasına, kazandırdıklarına kim saygısızlık etmek ister? Oysa geleceği yarının yükselen değerleri üzerine inşa etmeyi istemek, M.Kemal’in ilelebet payidar kalacak dediği cumhuriyeti/devleti yaşatmanın birinci şartı olsa gerek. Tarihçiler bu sözleri o günün şartlarına göre değerlendirecektir. Ancak, içinde yaşayan tüm farklı etnik ve dinsel kimlikle Türkiye’nin huzur içinde bir arada yaşama formülü bu söylemlerin içinde yoktur. Peki ‘hangi M.Kemal’i’ örnek almalıyız? Sürekli söylediği “fen’ni(bilim), ilmi ve çağın gerektirdirdiği evrensel standartlara uyum içerisinde yaşama azmi”ni tabii ki…

A. Maslow’un dediği gibi:”Sahip olduğun tek şey bir çekiçse, diğer her şeyi çivi olarak görürsün.” Akyol’a yapılan eleştiriler, o dönemin ırkçı söylemine iman etmiş kişilerin, her düşünceye çivi muamelesi yapması kapsamında değerlendirilmelidir. Milli Mücadele’de büyük emeği geçen komutanların hatırasını aziz tutmak ne kadar hoş bir davranışsa, onların yaptıklarını/büyük hatalarını eleştirenlere her ‘ahval ve şerait’te kükremek de o denli terbiyesiz bir davranıştır.

Nasıl ki bugünden bakarak, o günün söylemlerini bugünün yargılarıyla eleştirmek bizi anakronizme(zaman değerlendirme hatası) götürecekse, o günün söylemlerini bugünün yükselen değerlerinin önünde tutmak da teleoloji(erekselcilik) hatasına götürecektir. Yani, en başından “M.Kemal, demişse doğru demiştir” lafını ağız yapıp, dudaklarını bu minvalde oynatabilme hatasıdır bu.Bırakın M.Kemal’in her dediğini doğru kabul etmeyi, onun izinde yürüdüğünü iddia ettiği bilim dahi dün söylediklerini bugün ‘yutmak’ zorunda kalmıştır. Gödel ispatı(matematik), Kuantum (fizik), entropi(kimya), Belirsizlik (matematik) bilimin kabul edilen tüm dayanaklarını yerle bir etti. Ama bunu bilimsellikle yaptı. Önemli olan, ilkedir; bilimi, bilimsellikle yeniden yıkıp yaratmaktır. Türkiye’yi ilerletecek ilke, M.Kemal’e körü körüne iman etmek yerine, onun bilimsellik iddiası taşıyan değerlerini yeryüzündeki yükselen evrensel değerlerle birlikte dönüştürmek olmalıdır.

———————————————————————————————————————-

*Diyanet İşleri Eski Başkanı Ali Bardakoğlu’nun konuyla ilgili görüşleri

*Akyol’un yazısına küfretmeden de yanıt verilebileceğini gösteren güzel bir yazı

*Anakronizm hatası yorumuma benzer bir Hadi Uluengin yazısı

Reklamlar

2 responses »

  1. Alper Ülkü dedi ki:

    Katılıyorum, çok güzel bir yazı, çok teşekkür ederim.

  2. cengiz sertel dedi ki:

    Çok aydınlatıcı bir yazı teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s