Bir gazeteci düşünün.. İşten ayrılmasını Ergenekon, hükümet, Ahmet Şık, Nedim Şener ve daha da ilginci Hrant Dink ile ilişkilendiriyor. “İşten atıldım çünkü 2’si hapiste 1’i ölü meslektaşımla aynı düşüncedeyim” diyor. Sapla samanı karıştırmak buna denir sanırım. Ölüden ve hapistekilerden medet umarak İngiliz gazetelerinin internet sitelerinde hükümete çakmaya çalışmak şapka çıkarılası bir yetenek gerçekten.

Ayrıca, Ergenekon’a ‘sözde’ örgüt derken, Hrant cinayetinin arkasında devlet görevlileri var demek en azından aymazlık değildir de nedir? Takdir kendisinin tabii.

Ayrıca bu sözleri de aşırı milliyetçi Ozan Arif’in :”O toprakta, sen zindanda ben sürgün şiirine ne kadar benziyor değil mi? *(Hatırlatma için Celil Sağır’a teşekkürler)

O TOPRAKTA, SİZ ZİNDAN, BEN İŞSİZ

Hükümeti eleştirebilir, Hrant cinayetine isyan edebilir, Ahmet Şık’ın en azından tutuksuz yargılanmasını isteyebilirsiniz(Ben de öyle istiyorum). Ama tüm bunları getirip, işten ayrılmanıza bağlarsanız, kendinize ancak güldürürsünüz. Bir taraftan ahlaksızlıktan dem vururken, ölüler üzerinden işsiz kalmanın acısını çıkarmanın adı ne olsa gerektir bilemedim. (Bu arada aynı medya grubunun başındaki ismin de yakın bir zamanda işine son verildi. Bu kişi de gitti başbakana danışman oldu.)

Yazının ‘Türkçesini ‘aslına dokunmadan’ aşağıya koyuyorum. Ve ben olsam fonda mahur beste çalarken yazımın başlığını “Biz, 4 kişiydik: Ben, Hrant, Ahmet ve Nedim” koyardım.

—————————————————————————————————————————————————-

Türk gazeteciler çok korkutuldu, ama bu sindirme(yıldırma) çabasıyla mücadele etmek gerekir!

Bir gazetecinin öldürülmesi ve diğer ikisinin hapsedilmesi, medyayı susturmak için bir girişimdir – ancak bunlar beni daha fazla konuşma konusunda daha kararlı hale getiriyor.

 

ECE TEMELKURAN

guardian.co.uk, Cuma 27 Ocak 2012 18.33 GMT

http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2012/jan/27/turkish-journalists-fight-intimidation adresindeki Ece Temelkuran tarafından yazılan yazının, kendisiyle alakası olmayan tarafımca yapılmış tercümesidir.

Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink İstanbul’da ofisinin önünde vurularak öldürüldü. Fotoğraf: Mustafa Özer / AFP / Getty

Benim duygusuz teşekkürüm dahil olmak üzere, telefon görüşmesi, bir dakikadan daha az sürdü:”Gazete patronu karar verdi … Eee… …sözleşmenizi yenilemek istemiyor.”

 Zaten tutuklanan 2 gazeteci  hakkında çok fazla yazmaktan dolayı ikaz edilmiştim ve son iki makalem (biri Kürt halkının hakları diğeri de başbakanın gazetecilerle  savaşı üzerine) çok tartışma yaratmıştı. Yani bu konuşma beklenmedik değildi.

Ama daha sonra Twitter’daki okuyucularım galeyana geldi. Bazı köşe yazarı arkadaşlarım kovulmamdaki siyasi oyunları protesto ederken, hükümet yanlıları “ O, bunu hak etti” diyorlardı.

Büyük resmi görmem birkaç gün sürdü. Farkına vardığımda olayın üç kayıp meslektaşımla ilintili olduğunu anladım: biri ölü ikisi hapiste; beş yıl önce başlayan bir hikaye..

19 Ocak 2007 tarihinde Ermeni gazeteci Hrant Dink İstanbul’da ofisinin önünde güpegündüz vurularak öldürüldü. Bu cinayetten sadece 17 yaşında bir adam, beş yıl sonra  suçlu bulundu. Ancak ilk günden Türkiye’de suikast geçmişini bilenler için bu açıkça siyasi bir cinayetti.

Cinayet, Ermeni diasporası hakkında yazmamı istediği bir kitap için Hrantla buluşmayı planladığımızdan sadece iki gün önce meydana geldi. Buluşma yerine, kendimi onun ofisi önünde kanlar içinde yattığı sahnenin ortasında buldum.

Daha sonraları ona gelen ölüm tehditlerini çok hafife aldığım için kendimi suçlu hissettim ve onun yazmamı istediği Derin Dağ(Ağrı’nın Derinliği) kitabını yazmak için daha da kararlı hale geldim. O zaman bunun farkında değildim, ama, Hrant’ın cenazesinde yürüyen 100.000 kişi arasında yaptıklarını ona adayan iki kişi vardı: arkadaşlarım ve meslektaşlarım Nedim Şener ve Ahmet Şık.

Milliyet gazetesinde dört yıl boyunca yayımlanan makalele,r polisin ihmaline işaret ediyor, istihbarat servisinin delil gizlediğini ve aslında mülki makamların Dink cinayeti planını önceden bildiğini söylüyordu.

Ancak kısa süre sonra bu raporların yazarı Nedim Şener tutuklandı. Dink davasındaki bulguları bir araya getiren ve katillerin devletle bağlantılarını ortaya koyan;  ‘Kırmızı Cuma-Dink’in Kalemini Kim Kırdı?’ kitabının yayımlanmasından üç ay sonra tutuklama kararı geldi. Bu arada 3 Mart 2011’de Muhabir Ahmet Şık,  aynı gün tutuklandı ve daha önceden aynı konu üzerine yazdığı kitabı yayınlamak için fırsat bulamadı.

Her ikisi de 11 aydır hapiste olan bu adamlar, Dink’i öldüren terör örgütüne üye olmakla suçlanıyor. Bu sözüm ona, kaos yaratmak ve askeri darbe için zemin hazırlamaya dönük bir dizi yüksek profilli suikast planlandığı söylenen,  emekli generaller, gazeteciler ve politikacılardan oluşan gizli bir örgüt olan Ergenekon’muş!

Mahkeme iddianamesi, gazetecilik çalışmalarının kendi gerçek terörist kimliklerini gizlemek için sadece bir maske olduğunu söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan, Nedim ve Ahmet’in tutuklanmasını haberleştiren ve protesto eden gazetecilere karşı açık tehdiler gelmeye devam ediyordu.

Fakat 27 Aralıkta, korkutucu tutuklama kararına karşın, Türkiye’nin en cesur gazetecileri mahkemeden Tweet atmaya başladı. Zayıf kanıtlar bize herhangi bir gazetecinin  Ergenekon, Ahmet ve Nedimle bağlantılı olmaktan, bilgisayarındaki virüslü bir belgeden, telefon konuşmalarından dolayı terörizmle suçlanabileceğini gösteriyor. İddianamenin ne kadar saçma olduğu mahkeme salonunda  yükselen sürekli kahkahalardan da anlaşılabilir.

Cinayet hakkında, beş yıl sonra, 23 Ocak günü (Dink davasında) bir karara varıldı. 30.000 kişilik güçlü bir gösteriye yol açan mahkeme, katiller ve devlet arasındaki bariz bağlantıları kabul etmeyi reddetti. Üç gün sonra, Nedim, savunma sırasında, açıkça Dink davasında delil gizlemek için yapılan girişiminin bir parçası olarak cezaevinde tutulduğuna inandığını ve Hrant davasında hükme varıldığı sırada  cezaevinde olmasının iyi olduğunu söyledi. Ayrıca Hrant Cinayeti ile bağları olduğu iddia edilen bütün görevlilerin hükümetçe terfi ettirildiğinden bahsetmeye bile gerek olmadığını söyledi.

Paramiliter örgütler konusunda uzman olan Ahmet, ılımlı İslamcı bir ağ olan Fethullah Gülen hareketinin istihbarat servisine nasıl sızdığını ifşa eden İmamın Ordusu adlı bir kitap yazmıştı. Savunmasının bir yerinde dedi ki, “Bir sosyalist olarak, beni militarist, milliyetçi terör ağı içinde, Ergenekon üyesi olmakla suçlamanızı aşağılayıcı buluyorum.” Ahmet ve Nedim beşinci kez, davanın devam ettiği mahkemede kendilerini savunmak zorundalar.

Ergenekon için sorgular beş yıl önce başladı ve binlercesini tutuklanmasına ve mahkum edilmesine rağmen herhangi bir hükme varılamamıştır. Fikir hürriyeti savunucuları, Ergenekon davasının,( silahlı Kürt hareketi PKK ile bağlantılı) – KCK davası ile birlikte hükümetin, muhalefeti rahatsız etmek için kullanışlı bir aracı haline geldiğini söylemektedir.

Hükümet karşıtlarından kurtulmak için rezil bir anti-terör yasası kullanıyorlar. Ve Hrant’ın kararından birkaç gün önce içişleri Bakanı, İdris Naim Şahin, şunları söyledi: “Terör, psikoloji ve sanatı da içeren (bazen günlük makalelerde, ya da esprilerde, bir şiirde, bazen de tuval üzerinde olabilecek) çok yönlü bir olgudur. Biz, bir dernek ya da sivil toplum örgütüyle ilişkili üniversite üyelerinin terör hücreleriyle ilişkili olduğunu biliyoruz”

Bu zihniyet sayesinde, Türkiye artık sınır tanımayan gazeteciler basın özgürlüğü endeksinde 179 ülke arasında 148. sırada yer alıyor – Afganistan’ın  biraz üstünde ve sürekli aşağı gidiyor. Düşünün ki 3.500 Kürt ve Türk politikacı, 500 öğrenci ve  100 gazeteci şu anda hapiste daha da önemlisi gazeteciler arasında yayılan sessiz korku rakamlarla ifade edilemez.

Dün başbakan, bunlar gazetecilikten değil, cinsel taciz ya da terör suçları için tutuklanarak, demir parmaklıklar ardına gönderildiler mealinde bir açıklama yaptı. Dink’in yazdığı son makalede beş kere söylediği gibi, biz gazeteciler “ürkek güvercinler gibiyiz”. BİRİ ÖLDÜRÜLDÜ, İKİSİ HAPSEDİLMİŞ VE BEN İŞSİZİM. Nedim’in yaptığı son savunmasında ifade ettiği gibi: “Bu bize acı veriyor.”
———————————————————————————————————————-

Ece Temelkuran’ın eleştirilere verdiği cevaplar ve onun üzerine yorumlarım:

Ece Temelkuran’a, Etyen Mahcupyan’ın cevabı için

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s