Baykal’ın Kaset Olayı: (BND)Alman İstihbaratı, Kılıçdaroğu, Erdoğan
/Mustafa Erdoğan

(Fotoğraf:Reinhard Gehlen, Batı Alman İstihbarat Teşkilatı BND’nin (Bundesnachrichtendienst) kurucusuydu. 1945-1968 yılları arasında bu kuruluşun şefliğini yapmıştı. Gehlen’in hatıratında/kitabında istihbarat servisleri ile ilgili önemli görüşler yer almaktadır.)

Öncelikle, yazıya Kılıçdaroğlu, Baykal ve Erdoğan’ın bu memlekete hizmet düşüncesi içinde olduklarını kabul ettiğimi söyleyerek başlamalıyım. Ancak, kişiler bilerek ya da bilmeyerek birilerinin lehine hareket ediyor ya da davranışta bulunuyor olabilirler. İstihbarat örgütleri de devletlerdeki operasyonlarını kendine yakın bulduğu yada o dönem iktidara gelmesini istediği siyasetçileri destekleyerek yapar bunu. 28 Şubat’ın İslamcıları mağdur ettiği bugünlerde konuşulurken, kimse 1999 seçimlerinde Fazilet partisinin oylarını %15’e düşürdüğünden bahsetmiyor (refah 95’te %21 almıştı). Çünkü merhum Ecevit’in bile ne olduğunu anlayamadığı bir şekilde Öcalan CIA-MOSSAD ortaklığında teslim edilmişti. Eee tabii ki bu souçlara da yansıdı. Buradan gelmek istediğim nokta istihbaratçıların o dönem gelmesini istemedikleri siyasetçiler yerine bir diğerini desteklemesinin doğal olduğudur. Ama siz devlet olarak iç siyasetinize bu kadar müdahale ettiriyor, ‘kontrespiyonaj’ faaliyetlerini düzgün yapamıyorsanız acz içerisindesinizdir. Maalesef bu aczi bir nebze de olsa görmek beni üzüyor.

Bu video 2011 yılına ait. Başbakan Erdoğan Düsseldorf’ta yapıyor bu toplantıyı, en az Türkiye’dekiler kadar coşkulu olduğu su götürmez. Peki 3 milyonun üzerinde Türk’ün yaşadığı Almanya’da böylesi bir bloklaşma Alman devleti tarafından nasıl karşılanır. Hiç de iyi karşılanmadığını tahmin edebiliyorsunuzdur. Özellikle Almanya’ya göç eden kişilerin büyük oranda köylerden doğrudan göç ettiğini ve birçoğunda hala milliyetçi mukaddesatçı değerlerin çok baskın olduğunu düşündüğünüzde, Alman devletinin Türk hükümeti ve bu topluluğun bir araya gelmesinde muhakkak bir parmağı bir de gözü olduğunu kolayca anlayabileceğiz.

Önce ekonomik açıdan Almanya’nın bu kitlenin birlikte hareket etmesinden neden çekineceğine ona bakalım: 2009 krizinde o dönemde Taraf Gazetesinde yazan Süleyman Yaşar: “Commerzbank, Almanya’nın ikinci büyük bankası olarak biliniyor. Amerikan kaynaklı küresel mali kriz başladığında, Commerzbank’ın ekonomistleri, Türkiye hakkında çok olumsuz eleştiriler yaptılar. Türkiye ekonomisinin, 2009 yılında yeterli döviz bulamayacağını ve dış ödemelerini yerine getiremeyeceğini ileri sürdüler.Peki, Commerzbank’a ne oldu? Önceki gün, Commerzbank’ın 2009 yılı bilançosu açıklandı. Banka, 4 milyar 540 milyon avro zarar etti. Ayrıca, Commerzbank, Alman Devleti’nden 18 milyar 200 milyon avro yardım alarak ayakta durabildi. Commerzbank Yönetim Kurulu Başkanı Martin Blessing, BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bankanın verilerinin tatmin edici olmadığını” belirtti. “Krizin henüz bitmediğini, eğer 2010’da da durum düzelmezse, bankanın kâra geçemeyeceğini” söyledi.Peki, niçin Commerzbank Türkiye ekonomisi hakkında kötümser tahminlerde bulundu? Çünkü, Commerzbank’ta Türk vatandaşlarının yüksek miktarda mevduatı olduğu biliniyor. Söz konusu mevduatın, varlık barışı, nedeniyle Türkiye’ye gelmesinin engellenmesi amacıyla olumsuz havanın yayıldığı tahmin ediliyor. Anlayacağınız, Commerzbank iktisatçılarının bilerek veya bilmeyerek Türkiye ekonomisi için yaptığı olumsuz tahminler bizi batıramadı. Ama Commerzbank battı. Ancak devlet yardımıyla, ayakta kalabildi.” (1)

Ekonomik pencerenin de ötesinde siyasal pencereye bakmak lazım.(Daha öncesi de vardır muhakkak ama benim hatırladığım) bu ilgi 90’ların 2. yarısında da başgöstermişti. Özellikle Refah-Yol Hükümeti Almanya açısından katmerli belaydı. Hem diğer devletler gibi (ABD,İngilere vs..) Batı ittifakının önemli bir parçası olan Türkiye’nin ‘raydan çıkacağından’ korkuyorlardı. Hem de ve daha da önemlisi Almanyada’ki dindar Türkler’in Milli Görüşle olan bağlantısından korkuyorlardı. Önce o yıllara bir gidelim:

Refah-Yol Hükümeti zor günler yaşarken, Çiller de Doğan medya grubuyla büyük bir kavgaya girmişti. İşte tam da bu sırada Alman mahkemesi Dışİşleri bakanı Tansu Çilleri uyuşturucu kaçakçılığıyla suçladı. (2)

Büyük medya grupları da bunu manşetlerden duyurdu. O günleri Fehmi Koru’dan dinleyelim:
(3)
Fehmi Koru: “Frankfurt Eyalet Mahkemesi bunu hep yapıyor…Türkiye 28 Şubat sarsıntısı içerisine girmek üzereyken, 1997 yılı ocak ayında, aynı mahkeme, iki Yugoslav bir Türk uyuşturucu kaçakçısını yargılamaktaydı. Mahkeme reisi, birdenbire “Bu dava aslında siyasi, çünkü sanıklar Türkiye’de en yüksek düzeyde korunuyorlar” dedi. Ertesi günden başlayarak bizim gazeteler ve TV kanalları “Kim?” sorusu eşliğinde suçlu arayışına girdi.Mahkeme reisi başbakan yardımcılığı koltuğunda oturan Tansu Çiller’i suçlamaktaydı…“İş nereye vardı?” sorunuza kestirme cevap vereceğim: Mahkeme sonunda Tansu Çiller’den özür diledi; olayla ve sanıklarla hiçbir ilgisi bulunmadığını resmen açıklayarak… Ancak özür geldiğinde Çiller artık bakan değildi; 28 Şubat (1997) sonrası yaşananlar yüzünden Refahyol Hükümeti sona ermişti çünkü…” (4)

ALMAN VAKIFLARI VE BND(ALMAN İSTİHBARATI) ARASINDAKİ İLİŞKİ

Hablemitoğlu’na sorulan bir soruyla başlayalım:
“Arkadaş, madem öyle,Devlet uyuyor mu?Devletin istihbarat birimleri yazdıklarınızı,söylediklerinizi bilmiyorlar mı?”Dr.Hablemitoğlu bu soruya da anlamlı bir yanıt veriyor:“Elbette ki evet!..Ne var ki,klasik bürokrat uzlaşmacılık anlayışı,’bu iş benim boyumu aşar’ mantığı,siyasal baskılar,siyasal erke güvensizlik,mevcut istihbarat kuruluşları arasındaki olumsuz rekabet ve koordinasyonsuzluk gibi nedenlerle önlem alınamamaktadır.Önlemden vazgeçtik,kamuoyu bilgilendirilmemektedir.Bu acizlikte,hiç şüphesiz,söz konusu istihbarat kuruluşlarımız içindeki şeriatçı ve etnik görüntülü kadrolaşmanın payını da yadsımamak gerekmektedir.Türkiye’deki Alman ‘Derin Devleti’nin temsilcileri,gerçekte Alman Dış İstihbarat Servisi olan ‘Bundesnachrichtendienst’(BND)mensubu olup,bir kısmı diplomatik dokunulmazlık kapsamında,bir kısmı gazeteci, akademisyen (arkeolog, dilbilimci, Türkolog, siyaset bilimci,çevrebilimci,ekonomist,sosyolog,etnolog ve ilahiyatçı ağırlıklı),serbest araştırmacı,sendikacı kimliğinde ve diğerleri de vakıf temsilcisi olarak kesintisiz faaliyet göstermektedirler…” (5)

Alman vakıflarının espiyonaj faaliyetlerine karşı ilk kez Türk kamuoyunu bilgilendirerek uyaran Doğu bilimci Tamer Bacınoğlu, şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “… Alman vakıfları, devlet finansmanlı çok özel NGO’lardır ve Alman dış politikasının önemli bir aracı durumuna gelmişlerdir. Alman Dışişleri Bakanlığı’nın … yayınında, ülkelerin içişlerine sorun yaratmadan karışabilmek için ne tür ‘kamuflaj projeleri’ kullanabileceği üzerine bir dizi ‘pratik örnek’ verilmektedir. ‘Politik Vakıflar’ın bu bağlamda ‘diyalog programları ile yapıcı bir rol oynayacakları’ en yetkili ağızlardan itiraf edilmektedir.Toplumun değişik katmanlarını azınlıklar ve etnik kesimlerin sorunları üzerinde tartışma açmak, Türkiye’de yerel yönetimlere işlerlik kazandırmak amaçlarıdır. Heinrich Böll Vakfı ‘federal yönetimin nimetleri’ni Güney Doğu Anadolu konusunda gündeme getirmektedir.Friedrich Ebert Vakfı, daha ‘global’ bir yaklaşımla ‘Türkiye’de sivil toplum kurulabilmesi’ için çaba gösterirken, daha çok ekonomi ağırlıklı diyalog arayışında olduğu izlenimini vermek istiyor. (6)

İbrahim Karagül Yenişafak’taki yazısında:“2 Şubat 2008’de Ludwigshafen’da bir evin kundaklanması sonucu beşi çocuk dokuz kişi hayatını kaybetti. Cenazeler Türkiye’ye getirildi. Saldırıyla ilgili görgü tanıkların ifadeleri sonradan değiştirildi. Ardından Almanya’nın hemen bütün bölgelerinde hatta Avusturya’da Türkler’in oturduğu evler yanmaya başladı. Birileri evleri ateşe veriyordu. Yüzün üzerinde kundaklama olayı oldu ve bunlar kısa zaman içinde, sistematik biçimde gerçekleşti. İlginçtir, bu saldırılar Türkiye’de Ergenekon operasyonları ile aynı dönemde başladı!Komisyonlar kuruldu, soruşturmalar yapıldı. Yüzden fazla saldırıya ilişkin hiçbir kanıt bulunamadı! Kameralarla donatılan şehirlerde bir kare görüntü ya da bir görgü tanığı tespit edilemedi. En sonunda Alman Federal Savcılığı soruşturmayı tamamladı. Ne mi oldu? Savcı; “kanıt bulunamamıştır” dedi ve dosya kapatıldı. Alman adaleti böyle işliyordu. Yıllardır Türkiye’ye insan hakları baskıları yapan, adalet, özgürlük söylemleri pazarlayan Almanya, Türkiye’nin etnik ve mezhep haritasını tahrik eden eylemlerine, derin devlet cinayetlerini de katıyordu.” 2 Şubat 2008’de Ludwigshafen’da bir evin kundaklanması sonucu beşi çocuk dokuz kişi hayatını kaybetti. Cenazeler Türkiye’ye getirildi. Saldırıyla ilgili görgü tanıkların ifadeleri sonradan değiştirildi. Ardından Almanya’nın hemen bütün bölgelerinde hatta Avusturya’da Türkler’in oturduğu evler yanmaya başladı. Birileri evleri ateşe veriyordu. Yüzün üzerinde kundaklama olayı oldu ve bunlar kısa zaman içinde, sistematik biçimde gerçekleşti. İlginçtir, bu saldırılar Türkiye’de Ergenekon operasyonları ile aynı dönemde başladı!” diyordu.(7)

Daha sonra Başbakan Erdoğan 03 Ekim 2011’de, Makedonya dönüşü uçakta gazetecilere şu dikkat çekici açıklamayı yapmıştı: “Dünyada, Türkiye’de de faaliyet gösteren öyle vakıflar var ki bunlardan çok rahatsızım. Özellikle bir Alman vakfının bölgedeki faaliyetleri çok dikkat çekici. CHP ve BDP’li belediyelerle çalışıyor. Onlarla kredi sözleşmesi yapıyor. Bu tabii vakıf adı altında aslında bir fon. Sözleşmeyi yaparken de şu müteahhit firmaya vereceksiniz diye şart koşuyor. Bu ilginç.Bu yolla resmen PKK’ya para gönderiyor o vakıflar. Ama tabii teknik takipte ortaya çıkan bazı noktalar var. Almanlara zaman zaman bu konudaki rahatsızlığımızı dile getirdik. Bir sonuç alamadık. Ama rahatsız olduğumu söyleyebilirim.” (8)

Bu örnekleri daha da uzatabiliriz isterseniz ama bu kadarı sanırım yeterli olacak!

Alman İstihbaratı BNDBND

BAYKAL KASEDİ ALMAN İSTİHBARATI’NIN İŞİ Mİ?

Mayıs 2010’da bir sene sonra seçime gidecek Türkiye CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a ait, bir Milletvekiliyle bilikte olduğu seks görüntüleriyle çalkalandı. Baykal bunun komplo olduğunu ileri sürdü peki kim yapmış olabilirdi?
Bir ara Başbakan’ın İsviçre’deki bankalarda 800 milyon doları olduğu haberleri yayıldı. Sonradan Kozinoğlu bu haberlerin Alman istihbaratı BND tarafından çıkarıldığını söyleyecekti. Bunu Türkiye’deki siyasi iklime müdahale etmek için yaratılan ‘Deniz Feneri E.V.’ davasında da gördük. Alman derin devleti AKP’den rahatsızdı ve bunu gidermek için farklı yöntemlere başvuruyordu. Yalnız Erdoğan bunların kaynağını her defasında doğru anladı ve gerek Alman birimlerine gerekse merkez medyaya bu konuda yapılacak bir operasyona sessiz kalmayacağı mesajını vererek operasyonun şiddetini ilk başta kesti.

Yenişafak gazetesinden daha Baykal’ın kasedi çıkmadan 2009 yılına dair bir habere bakalım: “Bir dönem Alman Emniyeti’nde görev yapan araştırmacı-yazar! TALİP DOĞAN KARLIBEL, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. CHP’nin Alman Ebert Vakfı’ndan para aldığı iddialarını gündeme taşıyan Karlıbel, Kılıçdaroğlu hakkında “Asılsız iftira ve şahsıma yönelik tv kanalları, yazılı basın ve internet basınında suçlama. Üsküdar Adliyesi’nde bulunan (2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/118 Esas, 2005/279 nolu kararı) dosyamın içinden alınan evrak üzerinde oynama yapılıp olayı saptırarak uyuşturucu sattığımı ifade etmektedir. Ayrıca basın kuruluşlarına bu evrakın sızdırılması. Bölücü terör örgütü PKK ile Almanya’da işbirliğine gitme ve onlara yataklık yapma. Türkiye’nin üniter yapısını bozmak isteyen Alman siyasi vakfı Friedrich Ebert Vakfı ile proje çalışması adı altında (Yeni Türkiye Projesi) üzerinden Türkiye’yi bölmek. AK Parti hükümeti ve Başbakan’a komplo düzenlemek ve hükümeti bir sivil darbeyle devirmek.” suçlamalarını yaptı. (9)

Sonraları patlayan seks kasedi olayını hepimiz hatırlıyoruz. Önceleri aday değilim diyen, Kılıçdaroğlu yine büyük bir merkez medya gazıyla Baykal’ı alaşağı ederek CHP Genel Başkanı olmuştu. Bu süreci de yine son dönemde çıkan Kozinoğlu mektuplarından okuyalım:
Milat Gazetesi’nden :Kozinoğlu’nun Aydınlık ekibi tarafından sansürlenen söz konusu mektubunda yer alan şok ifadeler: “Almanya’da; ikamet eden ve bir çoğu Alman’a karışmış, Alman vatandaşı olmuş, mal varlıklarının tutarı çok büyük olan Türk asıllı Türk vatandaşı olan yaklaşık 3,5 milyon şahsın, AKP tarafından şu ana kadar hiç olmadık şekilde, AB’ne girişe karşılık bir tehdit oluşturması bağlamında, (AKP tarafından) organize edilebileceğinden çok korkmaktadır. Almanya, bu bağlamda; Deniz Feneri yolsuzluğunu bulmuş. Bu yolsuzluğu “Yüzyılın Yolsuzluğu” ilan etmiş. Birinci davasını açmış/nihayetlendirmiş ve hapis cezası verdiği şahısların sorgularının kendisinin de eksik olan (söz konusu sorgulamayı Alman Dış İstihbarat Servisi görevlisi ve iç servis gerçekleştirmiştir) RTE’ye ve AKP’ye uzanan bilgi ve belgeleri temin etmiştir. (ileride kullanmak üzere.) Almanya anılan belgelerin bir kısmını bizzat Almanya’ya giden CHP lideri olmayan Kemal Kılıçdaroğlu’na iletmiştir. Yani Kılıçdaroğlu Almanya’ya gittiğinde BND mensupları ile görüşmüştür. (BND’nin ağzından bizzat) Alman Gizli Servisi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olmasını desteklemiştir. Ayrıca, Deniz Feneri’nin Türkiye’deki mahkeme safahatını yakın takibe almıştır.”

” Milat gazetesine demeç veren Zihni Çakır:”(Ergenekon ve BND arasındaki derin bağ)
“Bölgemizde güç dengeleri değiştikçe, bu sürecin aktörü olmaya namzet istihbarat örgütlerinin aynı düzlemde gördükleri ülkelerde bir takım örtülü operasyonlara başvurması alışılagelen bir olgu” diyen Çakır, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Geçmişte bunun baş kahramanı İsrail ve dolayısıyla MOSSAD idi. Ancak Türkiye’de köklü değişimlerin halk aydınlanmasıyla sinyal vermeye başladığı 1999 -ki bu aynı zamanda Ergenekon denilen yapının reorganize olduğu döneme de denk gelir- yılından bu yana MOSSAD’ın partneri de diyebileceğimiz bir yapının cirit attığını söylemek mümkün. Bu yapı da Alman istihbarat örgütü BND’dir. Geçmişte CIA ve MOSSAD’ın siyasetin şekillendirilmesinden tutun da iktidar belirleme ve iktidar yıkma gibi örtülü eylemlerine alışkın olan Türkiye 1999′dan bu yana bu rolü BND’nin üslendiğine tanık oluyor maalesef. Bu süreç Necip Hablemitoğlu cinayetiyle daha somut bir şekilde işlemeye başladı diyebiliriz. Ergenekon ve BND ortaklığında gelişen bu kanlı suikastın amacı, devlette yaşanacak hem kurumsal hem de zihniyet değişiminin önünü tıkayacak kaotik bir ortam yaratmaktı demek mümkün. İşte o dönemde en önemli eylemlerinden birine damga vuran BND’nin, Ak Parti’ye alternatif bir siyasi adres meydana getirmek adına Anamuhalefet Partisi üzerinde ciddi bir operasyona imza attığını söyleyebiliriz. Kastım CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın skandal kasetle koltuktan indirilmesidir.”
Sansürlenen mektupta şok Kılıçdaroğlu iddiası
Kozinoğlu, söz konusu mektubunda Deniz Feneri davasının, Alman İstihbaratı’nın Ak Parti’nin Almanya’da yaşayan Türkleri örgütleyebilme gücünden çekinmesi nedeniyle Ak Parti’yi zor durumda bırakmak için uydurduğu bir dava olduğunu belirtiyor. Aydınlık tarafından sansürlenen söz konusu mektupta, yine o dönem CHP milletvekili olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bizzat Alman İstihbarat Teşkilatı (BND) mensupları ile görüştüğü ve BND’nin Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olmasına destek verdiği şeklinde önemli ifadelere yer veriyor. Bu ifadelere ise ne Aydınlık Gazetesi ne de Candaş medya girmemesi akıllarda yer alan soruları derinleştiriyor.”
(10)

Kozinoğlu Milat
Almanya’nın operasyonuna karşı operasyonda yapılıyordu tabii ki Talip Karlıbel’in şu iddiaları bu çabanın bir sonucu olarak görülebilir. (11) (http://www.facebook.com/video/video.php?v=400728773662)

Gazeteciyim demesine karşın Talip Doğan Karlıbel’in istihbarat dünyasıyla ilişkili olduğu rahatlıkla anlaşılabiliyor. Alman İstihbaratının yaptığı oyunları deşifre eden “Alman Gizli Servislerinin Türkiye Operasyonları” adında bir kitabı da var. (12)

Bu haberden de anlaşılacağı üzere Alman istihbaratı tarafından yapılmaya çalışılanlar sezilmiş, ‘karşı istihbarat’ haberleriyle hamle yapılmıştır. Bu kişiyi aynı zamanda savcılara Ergenekon hakkında ve UEFA’ya Fenerbahçe’nin şike yaptığına dair belgeleri ileten kişi olarak görüyoruz. Sabah gazetesinden İpek kod adlı MİT haber kaynağı olduğu duyurulan Tuncay Güney’e benziyor diyebiliriz aslında:) Ancak yaptığı çalışmaların tamamı hükümete/devlete karşı yapılan operasyonlara karşı koymaktan ibaret diye de eklemeliyiz.

Almanya’daki politikacılar Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP genel Başkanlığı’na gelmesini çok olumlu karşılamışlardı.(13) (14)

Kılıçdaroğlu daha sonra Almanya’ya yaptığı gezilerde bu vakfın toplantılarına defalarca katılmıştı. (15) (16)

Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’yi “İslamlaştırmasından” endişe duyup duymadığı şeklindeki bir soruya Der Spiegel’e konuşan Kılıçdaroğlu, “Böyle bir şeyi düşünmeden edemiyorum. AK Parti’nin dünya görüşüne uymayan insanlara çok fazla baskı yapılıyor” karşılığı verdi.(Ağustos 2010)(17)

Sonuç olarak sadece CIA, MOSSAD saplantısı içerisinde olmamız bile büyük bir körlüğün göstergesidir. Belki de birileri bu körlükte dolaşmamazı sağlıyordur. Ne dersiniz?

Kaynakça
(1)(http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=13928800)
(2)(http://www.milliyet.com.tr/1997/01/24/siyaset/turkiye.html)
(3)”http://www.beyazgazete.com/video/2011/07/14/deniz-feneri-e-v-davasinin-arkasinda-alman-istihbarat-teskilati-mi-var-ulketv.html”
(4) (http://www.stargazete.com/mobil/yazar/taha-kivanc/deniz-feneri-bir-operasyondur-haber-391719.mob)
(5) (http://hablemitoglu.com/enginarican.htm)
(6) (http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/erandac/2011/10/03/alman-vakiflar-dosyasi-acilinca-neler-cikacak-neler)
(7) (http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=15.11.2011&y=IbrahimKaragul)
(8) (http://www.yeniaktuel.com.tr/top101,255@2100.html)
(9) (http://yenisafak.com.tr/Politika/?c=2&i=167337)
(10) (http://www.milatgazetesi.com/2012/01/11/kozinoglu%E2%80%99nun-mektubunu-sansurlemisler/)
(11) (http://www.facebook.com/video/video.php?v=400728773662)
(12) (http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=124911)
(13) (http://www.sabah.com.tr/Dunya/2010/05/23/almanyadan_kilicdaroglu_yorumlari)
(14) (http://www.milliyet.com.tr/baykal-a-elestiri-kilicdaroglu-na-ovgu/siyaset/haberdetay/22.09.2010/1292030/default.htm)
(15)(http://www.stargazete.com/politika/ebert-vakfi-ni-ziyaret-edecek-haber-295516.htm) (16)(http://epochtimestr.com/index.php/kilicdaroglu-siyasi-partiler-yasasi-demokrasiye-uygun-degil/)
(17)(http://www.haberturk.com/polemik/haber/544966-kilicdaroglundan-alman-der-spiegel-dergisine-demec)

Reklamlar

One response »

  1. mustafa kartal dedi ki:

    hoş bir paylaşım abi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s