Sünniler ve Şiiler İçin Bir Felaket: MEZHEPÇİLİK!

-Dr.İBRAHİM KALIN-Today’s Zaman

2012 İslam dünyası için sayısız fırsat ile birlikte geliyor. Birçok Arap ülkesinde serbest seçimleri gerçekleştirme, adalet, eşitlik ve şeffaflığa dayalı siyasi yönetimler kurmak için ilk kez bir şans ele geçti. Ancak aynı zamanda, siyasi temsil ve ekonomi açısından toparlanma zorluğu da var.

En büyük endişe kaynaklarından biri de, Orta Doğu ve İslam dünyasının geri kalanında Sünni ve Şiiler arasındaki olası mezhebe dayalı siyaset riskidir. ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesinden sonra Irak Başbakanı Nuri el-Maliki tarafından (en üst düzey Sünni siyasi figür olan) Tarık el-Haşimi için çıkarılan tutuklama emri, mezhepsel tehlikeleri tekrar ortaya çıkardı.

Bazıları Suriye’de devam eden mücadeleyi bir mezhep çatışması olarak ve İran’ın Esad rejimine olan desteğini, daha büyük bir Şii siyasetinin parçası olarak yorumlamaktadır. Büyükçe Şii toplulukların olduğu Lübnan, Bahreyn, Pakistan ve başka yerlerde; mezhepsel gerilimler, barış ve istikrar için ciddi tehdit oluşturmaktadır.

İslam’da mezhepsel bölünmelerin uzun bir geçmişi var. Salt Sünniler ve Şiiler değil, aynı zamanda Sünni ve Şii İslam’ın içinde çeşitli dini, hukuki ve siyasi gruplar yüzyıllar boyunca var olmuştur. Bu gruplar, dinlerinin en temel ilkelerinde birleşmiş olsa da, erken İslam tarihindeki olayları yorumlama farklılıkları ve 2. ağızdan öğrenilen sahih kaynakların fazla olmasından dolayı farklı birçok düşünce sisteminin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Müslüman topluluklar, dini ve mezhepsel çeşitliliğe yabancı değildir.

Sünni ve Şii topluluklarında sorumluluk sahibi dini liderler, yüzyıllar boyunca mezhep çatışmasının önlenmesinde yapıcı bir rol oynamıştır. Onların bugün bu rolü yeniden oynamaları lazım. Bugün Sünniler ve Şiiler arasındaki mevcut gerilimlerin çoğunda ağır bir siyasi etki var. Irak’taki siyasi partileri bölen güç mücadelesinin, Şiilik ve Sünnilik arasında etik ve yasal ilkelere dair söyleyeceği çok fazla bir husus yok aslında; ama Sünni-Şii bölünmesi dillerde dolaşmakta ve din, körü körüne siyasi emellere alet edilmektedir.

Saddam Hüseyin’in düşüşünden sonra, Iraklı Kürtler ve Şiiler, yeni ortamı eşit temsil için tarihi bir fırsat olarak gördü. Bu gayet mantıklı ve adildir. Ama Saddam dönemini “Sünni” olarak tasvir etmek ve Sünnilere karşı düşmanlığa dayalı yeni bir Şii kimliğini bina etmeye çalışmak ciddi bir hatadır. Neyse ki, Irak Şiilerin büyük çoğunluğunu bu görüşte değildir. Ayetullah Ali el-Sistani, örneğin, bu tür kışkırtmalara direnerek; Şii ve Sünni Iraklılar arasındaki gerilimleri düşürmede önemli bir rol oynadı.


Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan geçen yıl Irak şehri Necef’te tüm Müslümanlar tarafından saygı duyulan, İslam Peygamberinin amcasının oğlu ve damadı (İmam)Hz. Ali’nin kabrini ziyaret ettiğinde, Ayetullah Sistani ile de bir araya geldi. İki adam, İslam dünyası genelinde Sünniler ve Şiiler birliğinin korunmasının önemi de dâhil olmak üzere çeşitli konular hakkında konuştu.


Ayetullah Sistani, Sünni-Şii uzlaşmasına ve adalet için verdiği destekten ötürü Erdoğan’a teşekkür etti. Ayrıca (Sistani), Aşure gününde İslam tarihinin ilk dönemlerindeki en trajik olay olan Kerbela olayının acısını içinde hisseden Erdoğan’ın mesajını yineledi. Erdoğan da, Ayetullah Sistani’nin Irak, İran, Lübnan ve diğer tüm yerlerdeki müritleri üzerindeki yapıcı rol ve liderliğini övdü.


Siyasi ve dini liderler, Müslüman dünyasındaki mezhep çatışmasını önlemek için tarihsel bir sorumluluğa sahiptir. Bu konuda çok sayıda deneme yapılmıştır. Örneğin, 3 Mart 2007 tarihinde düzenlenen Mekke Zirvesinde, mezhep çatışmaları ve mezhep tabanlı provokasyonlara karşı gelmek için çaba göstereceklerine her iki lider de ( İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ve Suudi Kralı Abdullah) söz verdi.

Şii ve Sünni dini liderler, her iki mezhebe dair inanç ve uygulamalar hakkında, müritlerine örnek kişilik olarak ‘orta yolu(itidali)’ telkin etmelidirler. Onlar( dini kanaat önderleri) bunu yapabilirler ve birçok Müslüman ülkedeki gerilimi azaltabilirler. Barışı sağlayabilmeleri için çok daha iyi niyetli yaklaşmalı ve bu konuda girişimci olmalıdırlar.

Siyasi liderler, kimlik siyaseti önlemeye çalışmalı ve dini siyasete kurban etmekten kaçınmalıdır. Bir siyasi sorunun mezhepsel kimliğe ait sorun olarak sunulması, hem dine hem siyasete en büyük kötülüktür.

Onlar(siyasi liderler) şunu açıkça anlamalıdır ki; ‘Mezhepsel siyaset herkesi, daha zayıf, daha küçük ve daha savunmasız hale getirecektir.’

*Orijinalini TODAY’S ZAMAN gazetesinde bulabileceğiniz, Dr. İbrahim Kalın’ın http://www.todayszaman.com/columnist-267639-sectarianism-a-disaster-for–sunnis-and-shiites.html adresindeki İngilizce yazısının tarafımca yapılmış tercümesidir(Mustafa Erdoğan)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s