Erdoğan’ın Yılı
Morton Abramowitz | Aralık 27, 2011

M. Abramowitz


Birkaç dünya lideri geçtiğimiz yılı başarıyla kapatabildi. Ama esas ‘numara’ Türk Başbakanından geldi.

Bütün Orta Doğu’nun ayaklanmalar, şiddet, diktatörlerin devrilmesi, İslami partilerin yükselişi ve bol saf değiştirmelerle geçirdiği bir yılda Recep Tayyip Tayyip Erdoğan, giderek daha önemli bir uluslararası oyuncu olarak algılanan ülkesiyle birlikte, dünyanın en dinamik ve etkileyici Müslüman lideri olmayı başardı. Onun Orta Doğu’da daha önce yoğun ekonomik ve siyasi hamlelerinde karışık bir uygulama vardı, ancak bu yıl başlangıçta mütereddit yaklaştığı Libya, Mısır ve Suriye’deki demokratik halk ayaklanmalarının, sonradan yüksek sesli avukatı oldu.

Bu durum Orta Doğu halklarının saygısını kazandı, Avrupa’yı etkiledi ve Başkan Obama’yı meselelerde Erdoğan’a kulak vermek durumunda bıraktı. Gerçekten de ardı arkası kesilmeyen İsrail eleştirilerine rağmen Erdoğan, Eylül ayında Obama tarafından Amerika Birleşik Devletleri’nde çok iyi karşılandı. Obama, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile mücadelesi dâhil olmak üzere, Orta Doğu’daki çabalarını genel olarak onayladı ve Türk demokrasisinin ilerleme yolunda attığı adımları cesaretlendirdi. Obama ile tüm o sık görüşmelerinde demokratik direnişçileri desteklemek için görüşlerini ve çabalarını anlattı. (Görünüşe göre Erdoğan’ın kendi halkına saldıran diktatörlere olan düşmanlığı Sudan’ı yöneten ve önemli miktarda Türk yatırımını ülkesine getiren savaş suçlusu için geçerli değildir).

Geçtiğimiz on yılda Erdoğan Atatürk’ten bu yana herhangi birinin beceremediği bir şekilde dönüştürdü ve yönetti. Bir ünlü Türk politikacı, Türkiye’nin ihtiyacı olan değişim yolundaki tüm çukurların etrafında manevra yapabilmesi için iyi bir sürücüye ihtiyacı olduğunu söyleyegelmiştir. Erdoğan, sadece iyi bir sürücü olduğunu kanıtlamakla kalmadı aynı zamanda en önemlisi Türk ordusunu siyasetin dışına çıkarmak olan bir çok çukuru da doldurmayı başardı.

Türkiye, dünyanın en yüksek büyüme oranlarından biri ile çok daha dinamik ve demokratik bir ülke haline gelmiştir. Bu büyüme, Erdoğan’ın dış politikada daha fazla beceri ve yetkiyle hareket etmesini sağladığı gibi tüm dünyadan ilgi ve bolca alkış alarak Türkiye’nin G-20 ye girmesini sağladı. Erdoğan o kadar baskın biridir ki bu ay onu eve hapseden ani sindirim sistemi ameliyatından dolayı üç hafta boyunca muhalefet nefesini tutmuş ve ülke resmen durmuş gibiydi. Önümüzdeki dört yıl boyunca parlamentoya hâkim olacak olan AK Parti grubunun onun baskın kontrolünü ikame edemeyeceği ve parti grubunun dağılacağı şeklinde geniş bir korku vardı. Türk basını onun yokluğunda dinamizm eksikliğinden yakındı.

Ortadoğu’da Türk etkisi ne kadar önemli? Bölgenin karmaşık siyasi değişimi için “Türk modeli” ve Erdoğan’ın liderlik tarzı ne kadar uygulanabilirdir? Bu politika tartışmalarının en önemli sorularından biri. Müslümanlar uğruna Batı ve İsrail lehine olan mevcut dünya düzenini eleştiren laik devleti yöneten tutkulu inançları olan biri olarak Erdoğan, Ortadoğu çabalarından önemli kişisel avantajlar çıkardı. O aynı zamanda, kendisini ezilenlerin sesi olarak nitelendiriyor. Daha açıkçası, O Ankara’nın ticaret, yatırım ve yardım ağını genişletmeye odaklanarak sadece Türkiye’nin ekonomik kalkınması için değil aynı zamanda Irak, Libya, Suriye(yakın zamana kadar), diğer Arap devletleri ve Balkanların da kalkınmasını sağladı. O İsrail ile ilişkilerine Arap dünyasındaki popülerlik yakıt deposunu doldurmak için mola vermiştir. Ayrıca O, bu kopuşun herhangi bir olumsuz sonucunu da görmedi. Türkiye artık çok önemli bir oyuncu olduğu için ne İsrail, ne de Amerikalı dostları Türkiye ile olan gerginliğin daha da tırmandırmak istemiyor.

Erdoğan ayrıca, sadece olaylara karşı tutumunu hızla değiştirerek Orta Doğu politikasında yaptığı erken hataların üzerine hızla fırça çekme becerisini göstermiştir. Bunu da açıkça bir sene önce koynunda yattığı Esed’e karşı gösterdiği Suriye politikasında görmekteyiz!

Yeni yılın gerek dışarda gerekse yurt içinde Türkiye ve Erdoğan için daha zor bir olması muhtemeldir. Türkiye’de resesyondan(ekonomik durgunluk) büyük ölçüde kaçınmayı başardı fakat hala onu bir takım ekonomik sorunlar bekliyor olabilir. Cari açığı, olağanüstü seviyelere ulaştı ve Türk lirasının değeri keskin bir şekilde düştü. Artan gelirler, onun popüler başarı vazgeçilmez bir parçası olmuştur ve bu Avrupa’nın düşüşüyle beraber düşebilir. Askerler tarafından yapılmış mevcut anayasa yerine gelecek yıl yeni bir anayasa sözü verdi. Ama bunu yapması için siyasi partilerden yeterli destek alması zor görünüyor. Yani, muhalefet Erdoğan’a en acil ve en zor siyasi baş ağrısı olan Kürtlerle barış yapma konusunda yardımcı olmaz.

Aynı zamanda Türkiye’de ve Batı’da Türkiye’nin iç siyasi sahnesi için haklı veya haksız bazı eleştiriler var. Örneğin, Erdoğan’ın bir güçlü bir dini gündemle çok daha otoriter bir lider olduğu, yargıya hakim olmaya çalıştığı, herkesi oto-sansür içine düşürmeye çalıştığı, Türk basınında tekdüzelik yaratmaya çalıştığı, geniş bir telefon dinleme ağına sahip olduğu ve darbelere yataklık suçu adıyla çok sayıda gazeteci tutuklandığını ileri sürenler var. Bu bakış açısı, Amerika Birleşik Devletlerinden çok AB ülkelerinde endişe uyandırıyor.

Erdoğan dış politikada, Kıbrıs sorununu çözmek için sonuçsuz çabalarla ve AB ile düşe kalka giden ilişkisiyle baş başa kalmaya devam edecek. Ama önümüzdeki yıl onun (ve bizim) dikkatimiz en çok, bitmemiş büyük bir iş olan Orta Doğuda -özellikle de Suriye, Irak ve İran üzerinde olacak. Bu alanlarda, Türkiye, ABD ile gittikçe daha yakın istişareye ve aynı çizgiye gelmektedir. Siyaset alanında işinin ehli birçok muhafazakârın Türkiye’nin Batı’dan ayrıldığını iddia ettiği son birkaç yılın en belirgin değişimidir bu. Ama Ortadoğu türbülansı her daim muazzam bir belirsizlik üretmiştir. Hiç kimse yarın ne getirir, bilemez.

Suriye, Türkiye ve Batı’nın en acil sorundur. Türkiye’nin Suriye muhalefetine verdiği desteği, Esad’a yaptığı ikazlar ve Esad’ı devirmek için giderek artan ancak sınırlı çabaları çok iyi ancak Türkiye’nin Esad’ı düşürmek için kendi güçlerini kullanma ihtimali derece düşüktür. Müttefiklerin Esad’ı kısa zaman diliminde devirip sonrasında siyasi istikrar oluşturulmasına yardımcı olup olamayacağı sorgulamaya açıktır. Ama buradaki cephenin önemli ülkesi Türkiye Batı ve Arap dünyası ile yakın istişare ve işbirliği içinde hareket etmeye devam edecektir.

Türkiye, Irak’ta büyük bir ekonomik risk içerisinde ve Irak’ın bütünlüğüne ilaveten ve bölgedeki güç dengesi için büyük endişe taşımaktadır. Irak’tan ABD’nin ayrılmasıyla Irak’ın geleceği hakkında Türklerin endişesi artmıştır. Erdoğan, Türkiye’nin Irak politikasını tamamen değiştirdi. Türkiye artık kuzeydeki Kürt bölgesinin özerkliğini ve canlılığı korumasını ama aynı zamanda birleşik bir Irak’ın parçası olarak kalmasını istiyor. Erdoğan’ın Kuzey Irak’ta PKK ile artan savaşı, bölgesel Kürt hükümeti ile Türkiye’nin arasını açtı ama bu noktadan ötede bölgede daha büyük bir istilaya girişmesi pek mümkün değildir. Türkiye’nin kendi Kürt sorunun çözmek için yaptığı çabalarını sadece Irak Kürt bölgesi değil, aynı zamanda Suriye ve İran’daki düşmanca bir sabırsızlık içindeki Kürtler de karmaşıklaştırmaktadır. Türkiye ayrıca, Bağdat’ta giderek artan İran’ın Irak Şii bir hükümeti üzerindeki hâkim etkisini önlemek için istiyor. Irak sahnesi Türkiye’yi ABD için daha da önemli bir müttefik yaptı.

Washington’un Türkiye’den İran’ın nükleer sorunu hakkında çok az yardım aldığı aşikarken, Türk-İran aşkı bitivermiştir. Artık onlar Suriye üzerinden kavgalı ve Irak’ta nüfuz için rekabet eden asla yakınlaşamayacak sözde iki arkadaştır. Türkiye’nin NATO antibalistik füze radar sistemine ev sahipliği yapması şaşırtıcı olmayan bir şekilde İran öfkesini uyandırdı ve Obama yönetimi bundan çok etkilendi.

Erdoğan eğitimsiz olması sebebiyle dış politikada zayıtı ancak aradan geçen 8 yıldaki olaylardan, kesintisiz seyahatlerden ve hırslı bir dışişleri bakanının yardımıyla çok büyük bir deneyim kazanmıştır Bu güvenceyle ile haklarını savunmaktan asla çekinmeyen, dünya ölçeğince olmanın tadını çıkaran biri oldu.

Erdoğan’a verilen güçlü siyasi destek onun risk almasına izin verdi ve otoriter eğilimleri hakkında endişe duyulmasına karşın anket sonuçları hala çok etkileyicidir. O, Orta Doğu ve ötesinde Türkiye’nin ekonomik ve siyasi nüfuzunu genişletmeyi amaçlamaktadır. Ama olaylar gerektirdiğinde değişmek için de çok pratik ve hızlıdır. Cemaatler arasında bölünme işaretleri olmasına karşın, (Erdoğan’ın) dindaşlarıyla bağları hala çok kuvvetlidir.

Ortadoğu’da, İsrail’i bir yana bırakırsak, (Erdoğan) gittikçe Amerika Birleşik Devletleri ile daha yakın ilişkiler içine girdi. Amerika Birleşik Devletleri zamanla Türkiye’nin daha büyük rol oynama isteğini benimsedi ve hoş karşıladı. Ancak maalesef AB hala Türkiye’ye soğuk davranmaya devam etmektedir.

1989 yılından 1991 yılına kadar Türkiye büyükelçiliği yapan Morton Abramowitz, Century Vakfı’nın kıdemli bir üyesidir.

*http://nationalinterest.org/commentary/the-year-erdogan-6301?page=1# adresinde orijinalini bulacağınız makalenin tarafımca yapılmış tercümesidir(Mustafa Erdoğan).

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s