Kültür Halâ Geçerli Midir?*

Okurlarımın protestolarını duyabiliyorum. “Kültürü nasıl tanımladığınıza bağlı” diyorlar. Haklılar da. Bazıları da kültür diye bir şey olup olmadığını sorgulayacaktır. Sanal tatmin ve üstün teknoloji medeniyeti olan anlık iletişim çağında, kültür, anlam ve geçerliliğini yitirmiştir. Muhafazakarlar kültürün öneminin devam ettiği şeklinde karşılık verecektir. Kültür ve gelenek olmadan, ne birey, ne de toplum var olabilir. İnsan olmak, kültürlü olmaktır. 

Herhangi birinin kültürü nasıl tanımladığına bağlı olmaksızın, hayatımız zaten kültürün bütünlüğü hakkında bize fikir veren değerler, tutumlar, gelenekler ve alışkanlıklarla çevrilmiş ve şekillendirilmiştir. Tabii bunlar, her zaman tutarlı ve kesin değildir. Değişik şekiller alabilir, farklı nesnelerle süslenebilir. Ve biz onlardan kaçamayız.  Kültürlü varlıklar olarak, kültürel formları, gelenekleri oluşturabilir ve bunlarla yaşayabiliriz. 

Söylemeye gerek yok, kültür, beslenme alışkanlıkları veya defin törenlerinden oluşan bir katalog değildir.  Diğer insanlar ile etkileşim içinde olduğumuz bağlamı oluşturan Kültür, insanlığımızı bulduğumuz yaşam dünyamıza nüfuz eder. Daha geniş anlamda, fikirleri, duyguları, anıları, bilinçsiz alışkanlıkları, davranışları, önemli ürünleri, karar ve yargılarımızı şekillendiren diğer unsurları ihtiva etmektedir.

Tüm bunlar  akılcılık, öz-bilinç ve özerklik mertebesini  gerektirir. Beşeri bireyler olarak bizden özgürlük mertebesinde bilinçli ve rasyonel hareket etmemiz bekleniyor. Bizi, diğer varlıklardan akılcılık ve özgürlük pratiğimiz ayırt edici kılar. Yine, akılcılık ve özgürlük tanımlaması nasıl olursa olsun, biz hür ve rasyonel bireyler gibi hareket ederek, kültürel formları ve bağlamları oluştururuz. Aksi takdirde, bizim de eylemlerimizin bir anlamı olmaz. Anlam olmadan da kültürü oluşturamayız.

Ama içinde yaşadığımız dünya, bir yanda rasyonel bireyler ve yetkili kişiler ve diğer yanda gayri şahsi güç sistemleri ve diğer anonim mekanizmalar arasında sallanmaktadır. Kültürün temel unsurları insani yetkinlik, akılcılık, özgürlük ve manaysa, bu unsurların hiçbirinin olmadığı  yerde kültür nasıl varlığını sürdürebilir?

Yüksek teknoloji, geç modernliğin sanal medeniyeti, insan etkileşimi için yeni mekanizmalar tesis etmiştir. Kişisel bilgisayarlar, sosyal medya, online programlar, görsel ve yazılı medya ve pek çok diğer teknolojik alet, açıkça fikirleri, mesajları ve davranışları iletmemektedir. Ayrıca, bunlar  yeni içerik üretmekte, yeni bağlamlar sağlamakta, düşünme ve hareket şeklimizi değiştirmektedir.

Giderek artan bir şekilde, kararlarımızı hızla değişen teknolojik cihazlar aracılığıyla oluşturmaktayız. Üretim biçimlerimiz ve tüketim alışkanlıklarımız, hiç kimsenin denetiminde olmayan gayri şahsi mekanizma sistemi tarafından oluşturulmaktadır. Karar alma süreçlerindeki son derece karmaşık ağlar, 20. yüzyılın sosyal mühendisliğine ait yeni sürümler gibi işlev görmektedir. Bize kendimizi bu akışa bırakmamız ve bu şekilde her şeyin iyi olacağı söylenmekte.

Diğer bir deyişle, rasyonalite yarar maksimizasyonu olarak tanımlanır. Özgürlük kavramı, kişisel bilgisayarlar ve gayri şahsi sosyal ağların sanal dünyasıyla tasfiye edilmektedir. Manâ,  insan bağlamının ötesinde çoğunlukla makineler, ünlüler ve TV reklamları aracılığıyla oluşturulmaktadır. Bu, kültür için yaşam alanımızdan çekilme anlamına mı gelir?

Kesinlikle hayır. En azından zamanın geleneksel anlamında, hakikate ve diğer beşeri unsurlara verdiğimiz cevaplarda kültür esir değildir. Ama o kadar derin ve büyük ölçüde araçsallaştırılmıştır ki; tüm anlam ve geçerliliğini kaybetme riskini göze almıştır. Birisi bugün kültürel yaratıcılığın görünümünü bulabilmek için modern, yüksek hızlı yaşam tarzının sınırlarını zorlamalıdır. Ya da, çoğumuz gibi,  geleneksel kültürel eserlere dünya görüşünün kültürün tümünü güçlendirdiğinin idrakinde olmadan, “özgün kültür” muamelesi yapacaktır. Bazıları da yanlış bir şekilde ileri teknoloji aletlerini, eski unsurlarla değiştirerek kültürü koruyabileceğimizi düşünüyor. Oysa, bir metanın alım satımından daha fazlası tehlikededir.

Mesele, giderek artan bilgisayarlaşma ve yüksek teknoloji dünyasının, kültürün mana ve geçerliliğini zorunlu olarak azaltmadığı bir ortamı yaratmaktır. Bu, imkansız değil ama mevcut insanlık halimiz üzerinde kapsamlı bir düşünme ve tefekkür gerektirir. Kendi elimizle yarattığımız şeylerin, bizi baştan çıkarmasına izin vermediğimiz ve hakikat kavramına sıkıca bağlı olduğumuz ortamda, beşeri akılcılık ve özgürlüğün bir ifadesi olarak Kültür, anlamını sürdürebilecektir. İlişkilerimizin araçsallaştırılmasını kabul etmediğimizde ve onlara gerçek değer ve manaya sahipmişiz gibi davrandığımızda; kültürün özgün anlamda var olduğunu göreceğiz.

Biz ona başka bir metaaymış gibi davranmayı bıraktığımızda kültür, kültür olacaktır.

*İŞBU TERCÜME İbrahim Kalın’ın http://www.todayszaman.com/columnistDetail_getNewsById.action?newsId=261214 adresindeki 30.10.11 tarihli TODAY’S ZAMAN’daki yazısına istinaden tarafımca yapılmıştır. Sn. Kalın’ı ve gazeteyi bağlayıcı yanı yoktur. Yazının orijinalini http://www.todayszaman.com/columnistDetail_getNewsById.action?newsId=261214 adresinde bulabilirsiniz. (Mustafa ERDOĞAN)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s